Köpeklerde Kısırlaştırma ve Davranış Bozuklukları

Erkek köpeklerde cinsiyet hormonların büyük bir kısmını üreten testislerin operatif yöntemlerle uzaklaştırılması işlemine ‘’orşiektomi’’, dişi köpeklerde üremenin kontrolü şu an popüler olarak yapılan gebelik ve doğum faaliyetlerini sürdüren, ovum, ovaryum, uterus organlarının uzaklaştırılması işlemine ‘’total ovario histerektomi’’ operasyonu denmektedir.

Özellikle erkek köpeklerde, erken dönemde(12 ay öncesi) aşırı hareketlilik, havlama, hırlama, saldırganlık, insanın ya da köpeğin üzerine atlayarak pelvik hareketler yapılması gibi davranışlar ampirik olarak testosteron hormonuna bağlanmaktadır.

Fakat yakın dönem yapılan çalışmalar köpeklerde hareketlilik, havlama, eşya parçalama, saldırganlık, hırlama, pelvik kenetleme davranışlarındaki artış, sıklık ve rahatsız edici düzeyde olmasının nedeni stres, anksiyete ve korku sorunlarıdır.

Stres, anksiyete ve korku sorunlarında, yukarıda bahsedilen davranışlar ve bunlara ek olarak gözüken davranışlar görülmektedir. Özellikle androjen hormonlarının eksikliğinde ya da yetersizliğinde canlılarda özgüven, stres yönetimi, korkunun kontrolü gibi köpeği daha sakin ve kontrollü bir davranış hareketi yapmaya yardımcı olacak özelliklerinde de azalma olması, özellikle bahsedilen orşidektomi ve total ovariohisterektomi operasyonlarının stres bozukluğu, anksiyete bozukluğu ya da korku ilişkili saldırganlıklarda saldırı oranını %30 oranında arttırdığı, strese bağlı pelvik kenetlenme hareketlerini azaltmadığı, anksiyete bozukluklarında görülen havlama ve hırlamayı azaltmadığı ve hatta arttırdığı bildirilmektedir.

Bahsi geçen operasyonların, erkek köpekler arasındaki cinsel yarışmadan(dişiye ulaşma ve çiftleşme) kaynaklı potansiyel kavga davranışlarını oluşmasını engelleyebileceği düşünülmektedir, fakat burada da kaynağa ulaşma konusunda stres ve kaygı kontrolü yapamayan bireylerin kavgaya-saldırı davranışlarına yatkınlığı düşünülürse, erkek köpekler arasındaki kavgayı başlamadan bitirmiş olsa da diğer stres ve kaygı sorunlarında köpeğin saldırgan-kavgacı tavırlarında yukarıda bahsedilen nedenlerle artma sağlaması olasıdır.

Ayrıca aşırı hareketlilik, enerji atamamak, yürüyüş yapmamak gibi nedenler köpeklerde saldırganlığa ya da davranış bozukluklarına sebep olmamaktadır. Cinsel yönelimin tatmin edilmemesi de saldırgan davranışlara, havlamaya, hırlamaya neden olmamaktadır.

Dişi köpeklerde de yukarıda bahsedilen tüm davranışlar görülmektedir, özellikle kısır olup olmamasına bakılmaksızın ya da juvenil(ergenlik) dönemine girmemiş dişilerde de strese bağlı olarak pelvik kenetlenme hareketleri, saldırganlık, havlama, hırlama, aşırı hareketlilik görülmektedir.

Dişilerde de TOVH operasyonları bahsedilen tüm olumsuz etkilere sahiptir.

Bahsedilen nedenler göz önüne alındığında, özellikle sokak köpeklerinin üremenin kontrolü için bahsedilen operasyonlar ülkemizde yapılması akılcıdır, fakat saldırganlığı arttırabileceği ya da azaltmayacağı mutlaka göz önüne alınmalıdır; ev köpeklerinde üremenin kontrolünün sağlanmasının başka yolları da olması nedeniyle bahsi geçen operasyonlar bireyin psikolojik durumu göz önüne alınarak karar verilmeli, anksiyete, korku, stres problemi olma ihtimali olan köpekler doğru bir psikolojik muayeneden geçirilmeden geri dönüşü imkansız bir operasyona bilinçsizce maruz bırakılmamalıdır.

Veteriner Hekim

Gökhan DURUKAN

 

 

Kaynaklar:

-Assessment of serotonin in serum, plasma, and platelets of aggressive dogs, Journal of Veterinary Behavior (2012) 7, 348-352

 

– Analysis of 1040 cases of canine aggression in a referral practice in Spain, Journal of Veterinary Behavior (2007) 2, 158-165

 

– Canine aggression toward family members in Spain: Clinical presentations and related factors, Journal of Veterinary Behavior 12 (2016) 36e41

 

– Effects of surgical and chemical sterilization on the behavior offree-roaming male dogs in Puerto Natales, Chile, Preventive Veterinary Medicine 123 (2016) 106–120

 

– Risk factors associated with stranger-directed aggression in domestic dogs, Applied Animal Behaviour Science 197 (2017) 45–54

Kedileriniz İçin Evde Yapabileceğiniz Beslenme Oyuncakları

Kedilerimizin evde av peşinde koşarak beslenmeleri hem kendi başlarına aktivite yapmalarına imkan sağlar, hem de fiziksel ve zihinsel olarak gelişimlerine katkı sağlamaktadır.

Doğal ortamlarında kediler, günde 5-13 defa av etkinliği yaparak uyanık kaldıkları zamanın %60-80’ini av peşinde geçirir, kedilerin gün içindeki döngüsü, avlan, beslen, kendini yalama(grooming), dinlen şeklindedir. Kediler av yaparken vakit geçiriyor, kendi özgüvenleri artıyor, yoruluyor, kan akışları değişiyor, kas ve eklem hareketliliği artıyor, bu da daha sağlıklı bir fizyoloji ve psikolojiye yardımcı oluyor.

Bu nedenlerle evdeki kedilerimize kendi imkanlarımızla avlanma smilasyonları sağlayarak onların bu sağlıklı döngüyü devam ettirmelerine yardımcı olmalıyız.

Avlanma/beslenme smilasyonları evdeki zenginliği arttırarak davranış bozukluklarını önleyecek, var olan davranış sorunlarının çözümüne katkı sağlayacaktır.

Neler yapabilir?

Tic Tac Toe Oyunu:

Bu beslenme oyunu yaptığımızda, kedimiz mama dolu kaplara ulaşmak için, üstündeki kartonları kaldırarak boş ile dolu kapları burnunu ve patilerini kullanarak ulaşmak için vakit harcayacak, hem ince motor hareketlerini kullanma konusunda becerisini geliştirerek, hem zihinsel hem de fiziksel olarak meşgul olacaktır.

Ayrıca hızlı yemek yiyen kedilerin yeme hızını yavaşlatacak, endişe nedeniyle aşırı yeme davranışlarında düşünceyi sorun çözmeye yönelteceği için stresli beslenme davranışını değiştirme konusunda yardımcı olarak obezite sorunlarının çözümünde kullanılmaktadır.

Bu oyuncağı yapmak için ihtiyacımız olan materyaller nelerdir?

  1. Muffin Kek Kalıbı
  2. Karton
  3. Makas
  4. Kuru ve/veya yaş mama

 

Muffin kalıbının boşlukları kadar elimizdeki makası kullanarak kartonumuzdan kareler keserek, muffin kalıplarının üzerine gıdaları saklamak için kapaklar yapıyoruz. Muffin kalıbımızda 12 adet boşluk varsa 12 adet kartonumuz olmalı.

Muffin kalıbının boşluklarından bazılarına kaşık yardımıyla ufak porsiyonlar halinde yaş yada  kuru mamalarımızı koyuyoruz.

Son aşamada tüm boşlukların üzerine kartondan kestiğimiz kapakları yerleştirip, kedimizin ulaşabileceği bir noktaya bırakarak, hem kedimize ekstra bir beslenme noktası yaratıyoruz hem de ona güzel bir oyuncak sunmuş oluyoruz.

2.Ödül Şişesi:

Özellikle yemek peşinde koşan obez kedileri hareketlendirmek için kullanılan bu pet şişe oyuncakları, normal kilodaki sağlıklı kedilerin de hareket ederek beslenerek kilolarını korunmalarına, kalori yakmalarına ve fiziksel aktivite yapmalarına imkan sağlayacaktır. Özellikle kısırlaştırma sonrası ortaya çıkan kilo sorunlarının başlamadan dengelenmesi için ideal bir oyuncaktır.

İhtiyacımız olan materyaller:

1.Pet şişe

2.Maket bıçağı

3.Kuru mama ya da kuru ödül maması

Bir pet şişenin, içindeki suyun tamamını boşaltıp, etrafındaki ambalajlarını sökerek, içindeki ıslaklığın kurumasını ters çevirerek bekleyin.

Şişe kuruduktan sonra, şişeye maket bıçağı yardımıyla kullanacağınız kuru mama ya da kuru ödül mamalarının düşebileceği büyüklüklerde, farklı noktalarda 3-4 adet delik açın, ödül düşmesinin çok az ya da fazla olmayacağı, fakat her harekette ödül düşebileceği şekilde olmasını sağlayın, ilk oyunlarda mutlaka şişeden gıda düşmesi kedimizin hayal kırıklığı yaşamadan vakit geçirmesine imkan sağlayacaktır, içinden hiç ödül düşmeyen bir şişe kedimizi üzer…

Pet şişeye her beslenme zamanı günlük beslenmesinin bir miktarını karşılayacak kadar gıda koymanız gerekir.

Veteriner Hekim&Veteriner Davranış Danışmanı

Gökhan DURUKAN

 

Eğitimli Köpek mutlu köpek midir?

            Bir köpeğin eğitim düzeyi ile mutluluğu arasında maalesef ki hiçbir olumlu bağlantı yoktur. Aksine eğitim ya da davranış konusundaki kulaktan dolma, gerçekten köpek etolojisi(köpek davranış bilimi), köpek psikolojisi ve psikiyatrisi hakkındaki tarihin çöplüğüne karışmış yanlış, gerçeklikten uzak bilgilerle donatılmış kendisini uzman sayan köpek eğitmenleri, köpek dövücüleri(köpeklere fiziksel ceza verdikleri için bu şekilde hitap edeceğim), köpek uzmanları(kendileri böyle diyor), köpek davranış uzmanları(ülkemizde böyle bir akademik ya da mesleki uzmanlık henüz yok), köpek psikologları(tüm dünyada psikologluk türlere özgü olmadığı gibi ülkemizde de böyle bir meslek yok) tarafından bu kişilerin uygulamalarına ve dayatmalarına maruz kalan köpeklerin vaaay halineee!

 

Bu yazım biraz sert olacak, baştan söylemekte yarar varJ

 

Köpek konusunda doğru bilgiye sahip olmadan, ailelerin bilgi eksikliğini, zor durumda olmalarını, acele karar vermek zorunda kalmalarını, arama motorlarından çıkan sonuçların da bu bilgi kirliliğini desteklemesiyle; aileler ve köpekler bu yanlışlığın tam ortasına düşüyor.

 

Aile köpeğini eğittirdiğini, sorun olan davranışlarını çözdüğünü, köpeğin muma döndüğünü sanırken, sorunlar gün geçtikçe soğuk sunulan intikam gibi gün yüzüne çıkıp işin içinden daha da çıkılamaz, daha güçlü, daha şiddetli olarak önlerine seriliyor.

 

Peki neden bu durum böyle?

 

Çünkü, köpeği eğitirken sizin görmediğiniz psikolojik ya da fiziksel şiddet uygulanıyor. Komut alan köpeğin, komut ile davranış arasındaki ‘’o an’’da beden dilini çözümlediğiniz an, köpeğin stresini, korkusunu görebiliyorsunuz. Köpek ya düşünmeden komutu yapıyor ya da yaptıktan sonra doğru mu yanlış mı yaptığı konusunda komut verenin gözlerine itaatkar bir bakış atıyor.

 

Peki köpekleriniz neden düşünmüyor? Siz her istediğinizi yapan duygusuz bir robot mu istiyorsunuz yoksa sizinle yaşayan mutlu bir köpek mi?

 

Köpek, eğitimde başarısızlıklarının sonucu olarak ceza gördüğünde ya da yanlış bir terim olarak kullanılan ‘’correction-düzeltme’’ aldığında, köpek düzeltiliyor mu yoksa bozuluyor mu? Verilen her ceza köpekte strese neden olurken, köpeğin güven seviyesini indirmekte ve bu cezayı veren kişiye karşı da güvensizlik hissi oluşturmaktadır.

 

Hızlı yürüyen köpeğini boynundan caaart diye çeken amca, köpeği masaya çıktı diye ona bağıran teyze, halıya idrarını yaptığı için ona haaayııır diye haykıran ev hanımı, köpeği önünden yürüdüğü için ona şiiiiiit diye bağıran genç arkadaş, köpeğin mamasını koyduktan sonra dakikalarda bekleten ağbii, köpeğinden önce yemek yiyen köpeğini saatlerce aç bırakıp şekerini düşüren beyaz yakalı, köpeğinizin sizinle hiyerarşik bir yarışı falan yok lütfen sakin olun ve şu Cesar’ı izlemeye ara verin.

Köpeğinizle doğru bir iletişim kurmak istiyorsanız, onunla yarışmaktan vazgeçin çünkü o bu yarışa dahil olmak istemiyor, onu bu yarışa zorlamak onda stres yaratıyor, köpeğinizle doğru iletişim kurmak için saçma komutlar ve gösteriler yerine, köpeğinizle nasıl oyun oynanır, köpeğinizin zihnini nasıl geliştirebilirsiniz, köpeğinizin gelişimine nasıl katkı sağlarsınız, köpeğinizin mutluluğu için neler yapmalısınız bunları düşünmelisiniz. Artık Lorenz öldü, Cesar’ın da sürekli ölüm haberleri geliyor. Bunlar bilimsel ölüşlerJ

 

Köpeğinize sürekli yanlış yaptığını göstermek yerine ona alternatif yollar sunun!

 

Köpeğinize sürekli hayır, gitme, yeme, içme, hoplama, zıplama, çiş yapma, çıkma, havlama vs gibi olumsuz komutlar vermekten vazgeçin…Bunları yaptığı için onun karşısında ona patronu gibi bağırıp, sinirli insan beden dili ile iletişime geçmeyin, başta da söylediğim gibi bu onda güvensizlik ve strese neden olur. Doğruyu bulmak için yanlışı değil doğruyu gözünü sokun!!!

 

Eğitim vericem derken ona stres hediye etmeyin. Bunun için de yapmanız gereken ona patronluk değil dostluktur, dostlukta bağırıp, çağırmak yoktur, yanlış yapanın elinden tutulur doğrusu gösterilir ve bu yapılırken dostunuzun mutlu olması için ona kendini iyi hissettirmelisiniz.

 

İnsanlığın en eski dostunuzu birkaç kendini bilmez için üzmeyin.

 

 

 

 

Kedilerde Davranış Bozuklukları

Kedilerdeki fazlalıkla görülen davranış bozukluklarından ilki uygun olhqdefaultmayan ürinasyon(idrar), ikincisi ise agresyon(saldırganlık) sorunlarıdır.

Bu ikisi başvurularda üst sıralarda görünmektedir, çünkü insanı en çok etkileyen ve ailenin de keyfini kaçıran sorunlardır. Bu sorunların temelinde çoğunlukla korku ve stres etkenleri yatmakta, bu sorunların kısa vadede çözümü öncelik olarak şikayet edilen sorunu çözmeye yönelik olmasıyla birlikte, sorunun tekrarlamaması için uzun vadede altta yatan sorunlara yönelik çalışılması çok önemlidir.

Burada bu sorunlarının çözüme ulaşacağı konusunda ekstra bilgi vermenin gerek olduğunu da düşünüyorum, çünkü çoğu insan bu sorunları kanıksayarak çözümsüz olduğunu düşünmekte ve hem bu sorunların altında başka sorunlar yaşayan kedilerin hem de aynı evi paylaşan insanlar için durum fazlaca strese yaratır hale gelmektedir.

Çözüm olarak kedilerini evden uzaklaştırmayı düşünenler olabilir ama çok daha kedi-insan ilişkileri bozmadan, kedinizi sokağa atmak zorunda kalmadan da bu sorunların çözülebileceğini belirtmekte fayda var.

Kedilerinizle mutlu günler dilerim.

Veteriner Hekim & Hayvan Davranış Danışmanı

Gökhan DURUKAN

Köpekler İçin Aktiviteler

Bir çok aile köpeğinin yorulmadığı için depresyonda ve stresli olduğunu düşünür, köpeğini yormak için günde 1-2 saat köpeğiyle uzun yürüyüşler, fiziksel aktiviteler yapmak için program yaparlar.

Bir köpeğin günlük hareket rutinine uyarak onu yormak, uyutmak gibi ütopik düşünceleriniz varsa mutlaka öncelikle işi gücü bırakıp triatlon sporcusu olarak hazırlıklara başlamanızı öneririm, ya da günlük 5-10 dakikalık köpeğinizin hem zihinini hem de bedenini harekete geçirecek ve karşılıklı iletişiminizi sağlıklı bir şekilde arttıracak aktiviteler bulmanızı öneririm.

Her köpeğin ilgisini çekecek aktivite farklıdır. Çünkü köpeğin ilgisini çekecek şeyi bulmak için onunla birebir vakit geçirmek gerekir, çoğu köpek gıdaya, topa, pet şişeye, halatlara, paçavralara vs değişik materyallere karşı ilgili olabilir.

Köpeğinizle yaratacağınız aktivitede dikkat etmeniz gerekenler,

1.Öncelikle köpeğinizle oyun oynadığınızı unutmayın.

2.Oyunla birleşen eğitimler her zaman olumlu sonuç verir.

3.Köpekler dünyayı duyularıyla algılarlar, aynı anda farklı duyularını harekete geçiren oyunlarda, hem zihin kapasitesi artaracak hem de daha kalıcı öğrenme sağlayacaktır.

4.Farklı duyuların kullanılmasıyla bu duyuların etkinliği artaracaktır.

5.Her oyun belirli bir süre sonra tek düze olmaya başlar, o nedenle köpeğinizi sıkmadan, her gün için bir oyununuz olsun ve haftada 3 den fazla aynı aktiviteyi peşpeşe yaparak köpeğinizi sıkmayın.

6.Aktiviteleriniz başlangıçta 5 dakikalık olsun ileriki zamanlarda aktiviteler 15 dakikayı geçmesin ve köpeğiniz sıkılmadan aktiviteyi sonlandırın.

7.Aktivite sonrasında kısa bir gezinti yapabilirsiniz.

8.Karşılıklı etkileşimde bulunup oyun arkadaşlığı yaptığınız aktiviteler sizinle köpeğiniz arasındaki ilişki olumlu yönde düzenler.

9.Aktivitelerde köpeğinizin şımarmamasına, fazla tacizkar olmamasına özen gösterin, sizi rahatsız edecek ve sıkacak hareketlerde bulunduğu zaman aktiviteyi sakince sonlandırın.

  1. Her aktivite için belirli bir başlangıç ve sonlandırma komutunuz olsun.

 

Herkese köpekleriyle birlikte güzel anlar dilerim.

Veteriner Hekim Gökhan DURUKAN

Köpeğinizi Pansiyona Bırakırken Nelere Dikkat Etmelisiniz?

Yaz tatili ve bayram tatilleri nedeniyle, ailelerin köpeklerini güvenebilecekleri pansiyonlara bırakma ihtiyaçı oluşmaktadır.

Siz keyifli, mutlu ve kendinize zaman ayırdığınız tatile giderken köpeğiniz için nelere dikkat etmelisiniz size bundan bahsedeceğim.

1. Köpeğinizin yıllık tekrar edilen tüm aşılarını pansiyona bırakmadan en az 2 hafta önce tamamlamış olmalısınız, bu aşılar özellikle farklı köpeklerin yakın ortamlarda olduğu pansiyonlar için önemlidir. Bronchine, corona ve 5’li karma aşıları köpekler arasında yakın ve uzak temaslarla farklı yollarla saçılabildiği ve bulaşabildiği için tüm köpeğinizin bağışıklığı aşı ile sağlanmış olmaldır. Ülkemizde bu aşılara ek olarak kuduz aşısı zaten resmi bir zorunluluktur. Bunlara ek olarak köpeğinizi doğal ortam içeren bir ortama bırakacaksınız, köpeklere kenelerle bulaşan, son dönemlerde köpeklerde sıkça rastlanan ve insanlara da bulaşabilen Lyme aşısını ve iç – dış parazit uygulamalarını da yaptırmanız önemlidir.

2.Köpeğinizin pansiyonda kalacağı süre boyunca gıda değişikliğine bağlı bağırsak florasının bozulması nedeniyle oluşan ishale neden olmamak, beklenmedik deri hassasiyetleri oluşturmamak ve evden uzaktayken alışkın olmadığı bir mamaya maruz kalmaması için mutlaka pansiyona bırakırken orada tüketeceği gıdanın miktarını dikkate alarak, düzenli kullandığı mamasıyla bir pansiyona bırakmanız köpeğinizin keyfini kaçırmaması için dikkat etmeniz bir durumdur.

3.Köpeğinizin evdeyken kullandığı yatak, yastık, oyuncak, çiğneme malzemeleri, mama ve su kabı, özel eşyaları(tasma, kayış, giysi, ayakkabı) aksesuarları da köpeğinizin rahatı ve kendini iyi hissetmesi için yanınıza almalı ve bunu kabul eden bir pansiyon seçmelisiniz.

4.Köpeğinizin ayrılık anksiyetesi sorunu yaşadığı konusunda şüpheniz varsa bunu mutlaka bir veteriner hekimle görüşmeli ve tatile giderken pansiyona bırakıp bırakmama konusunu gözden geçirmenizi öneririm.

5.Kpeğinizin mizacı, diğer köpeklerle olan sosyal ilişkisi ve iletişimi, insanlarla ilişkileri, korktuğu ve ya rahatsız olduğu olaylar, durumlar ve canlılar hakkında sorumlu kişilere bilgi verirseniz, köpeğinizin nahoş süprizlerle karşılaşmasını önlemiş olursunuz.

6.Özellikle sürü düzeni şeklinde köpeklerin kaldığı pansiyonlara köpeğiniz ilk defa gidecekse ve bu sürü düzenine alışkın bir sosyal hayatı yoksa, sizin tatiliniz, köpeğiniz için bir eziyete dönüşebilir. Köpeklerin sosyal sürülere alışması için bu konuda deneyimli ve yeterli sosyallikte olması gerekmektedir. Ailesinden uzaklaşmış, yeni bir ortama girmiş ve yeni köpeklerle karşılaşmış, deneyimsiz bir köpek, oradaki köpekler bu durumdan zevk alırken, o sadece bu durumla başa çıkabilmek için strese girecek ve o anın tadını çıkaramayacaktır. Çünkü köpekler yemek yemek, oynamak, dolaşmak ve dinlenmek için sürü düzenine uymak zorundadır ve deneyimsiz bir köpek sürü içinde yemek yeme fırsatı bulamaz, dinlenmek için kendine yer açamaz, oyun oynamak için iletişime geçen köpeklerden korkup ya kendisine ya da karşısındaki köpeğe zarar verebilir. Bu nedenle grup şeklinde kalınan pansiyon ve eğitim merkezleri, alışkın olmayan köpekler için tercih edilmemesi gereken bir seçenektir.

7. Pansiyon seçiminizde bir diğer dikkat etmeniz gereken husus, köpeklere yaklaşımın her zaman olumlu ve sakin bir ekip tarafından yapılıyor olmasıdır. Çoğu köpek ailesinden ayrıldığı zamanlarda ayrılık stres bozukluğu yaşayabilmektedir, bu durumda eşya parçalama, tuvalet düzenin bozulması, havlama gibi aşırı stres davranışları sergileyecektir, bu durumdaki bir köpeğin baskı altına alınması bu durumu daha da vahim bir hale getirecektir, Böyle durumlarda deneyimli ve profesyonel ekipler köpeğin stresi nasıl kontrol edebileceğini bilmesi, köpeğiniz siz tatil yaparken kendini rahat hissetmesine yardımcı olacaktır.

8. Pansiyon seçiminde köpeğinizin, hasta köpeklerden farklı ortamda kalması da bir diğer dikkat etmeniz gereken noktadır. Çünkü köpekler sosyal canlılardır, acı çeken, rahatsız, hasta bir köpeğin çıkardığı sesler, salgıladığı feromonlar sağlıklı köpekleri de strese sokmakta ve türdeşin yaşadığı acıyı hissetmesine neden olmaktadır.

9.Köpeğiniz rutinin bozulmaması için bıraktığınız pansiyona köpeğinizin yemek yediği ve tuvalete çıktığı saatleri yazıp verirseniz, köpeğiniz alışkın olduğu saatlerde beslenerek, tuvalet ritminin bozulması önlenmiş olur.

10.Köpeğinizin günlük aktivitelerini yapabileceği bir pansiyon, köpeğinizin fiziksel ve zihinsel aktiviteler yaparak zihninin ve bedenin rahatlamasına destek sağlar, bu da köpeğinizin doğal davranış ihtiyaçları gözetilerek uygulanırsa, köpeğiniz de sizin gibi güzel bir tatil yapmış olacaktır.

11. Köpeğinizi pansiyona bırakırken ve alırken mutlaka onu sevginizle ve güzel bir yiyecekle ödüllendirin. Bu onun cesaretini ve mutluluğunu arttıracaktır.

12.Tatile gitmeden mutlaka bir hafta önce köpeğinizle birlikte pansiyonu gezmenizde ve orayı köpeğinize tanıtmanızda fayda vardır. Köpeğiniz sizinle gittiği ve iyi vakit geçirdiği bir yerde daha rahat olacaktır. Siz de gözlerinizle köpeğinizin kalacağı yeri görmüş olursunuz.

Sorularınızı gdurukan@hotmail.com.tr’a e-posta yolu ile sorabilirsiniz.

Herkese iyi tatiller dilerim.

Veteriner Hekim

Veteriner Davranış Danışmanı

Gökhan DURUKAN

 

Yeni Köpek Sahiplenenler İçin Yanlış ve Doğru Bilgiler

Bu yazımda ilk defa köpekle birlikte yaşamaya başlayan ve özellikle ilk köpek seçimlerini yavru-genç köpeklerden yana kullanan aileler için bilgi paylaşacağım.

Hayatında ilk defa kendinden farklı bir tür canlıyla aynı ortamı paylaşmak çok heyecanlı olduğu kadar, bu yeni tür hakkında doğru bilgilere sahip değilseniz fazlasıyla yorucu ve yıpratıcı olmaktadır, bilimsel araştırmalar köpeklerin terk edilme dönemlerini yoğunlukla 3-6 aylık yaş dönemi oldğunu ifade etmektedir.

Kendi türümüze ait olan bebek sahibi olma süresince bile, onun ihtiyaçlarını, dönemsel fizyolojik bilgilerini ve hastalıklarını, aşı programlarını, bezini, yemeğini vs öğrenmek için kurslar ve eğitim seminerleri düzenlenmektedir. Köpeklerde de tam olarak bu yol izlenmesi önemlidir, keza köpeklerde bizimle birlikte iyi bakıldıkları sürece 20’li yaşları rahatlıkla görebilmektedirler, 20 sene birlikte yaşayacağımız bu ufak dostumuz hakkında mutlaka doğru bilgi sahibi olmanız gerekir.

Bu doğru bilgiye nasıl ulaşacaksınız?

Doğru bilgi o işin uzmanlarından alınmalıdır. Köpeklerle ilgili doğru bilgi alacağınız tek yer veteriner hekimler olmalıdır. Çünkü can dostunuzun, genel sağlığı, aşılaması, beslenmesi, psikolojik gelişimi ve eğitimi bir bütündür, bunların birinde bozukluk olduğu zaman emin olun ki sorunlar bir sarmaşık gibi birbiri ardına ortaya çıkacaktır.

Bu süreçte ülkemizde sıkça olan ‘’bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma’’ konusunda her kafadan onlarca ses çıkacak, komşunuz, sokakta yürürken karşılaştığınız insanlar, bakkalının, iş arkadaşınız vs herkes doğruluğundan emin olmadığı ama sadece duyduğu onlarca yanlış bilgiyi size sunacaktır ve siz de eğer ki bu konularda bilginiz yoksa o bilgileri alıp can dostunuza uygulayacaksınız ve sonuç köpeğinize bir şeyleri yanlış yapacaksınız ve sonrasında işler sarpa saracak, ya sağlıksız bir köpek, ya davranış bozukluğu yaşayan bir köpek ya da sizin kendi sinirlerinizin yıprandığı olumsuz bir sürece gireceksiniz. Bu senaryonun tek çaresi var, doğru bilgi.

Gelin yanlış ve doğru bilgileri sıralayım, siz de okuyun…

Köpekler tuvaletlerini nereye yapacaklarını hemen öğrenmelidirler. Bu bilgi yanlıştır, köpekler doğada tuvaletlerini her yere yaparlar, biz onlara nereye yapmaları gerektiğini bizim onlara öğretmemiz gerekir. Öncelikle nereye tuvaleti yaptıracağınıza karar vermeniz gerekir. Sonrasında tuvalet eğitim

maxresdefault

inde neler yanlış neler doğru bunu öğrenmeliyiz. Köpeklerin fizyolojik gelişimleri göz önüne alınarak tuvalet eğitimleri verilmelidir. Örneğin köpekler yemek yedikten ortalama 30 dk sonra dışkılama yaparlar, idrar kesesi ise genç köpeklerde 40-45 dakikada bir dolmaktadır. Çok iyi bir köpek 4-5 haftada tuvaletini nasıl ve nereye yapacağını

 

öğrenebilmektedir. Bu da demek oluyor ki  genç köpeklerde ortalama 4.5 aylık döneme kada

 

r fizyolojik olarak idrar yolu kaslarını kontrol etme yetisini kazanırlar, böylelikle 5-5,5 aylık döneme kadar idrarlarını kaçırmaları ya da tutamamaları normaldir. KIZMAYIN!

Köpeğim tuvaletini yapınca ona kızarsam, ceza verir

 

sem, dışkıya burnunu sürtersem, köpeğim bir anda aydınlanıp tuvalet meselesini çözer mi? Çözmez. Yanlış bilgi, köpeğiniz tuvaletini yaptığında burnuna isterseniz meydan louresse ile vurun köpeğiniz öğrenemez! Köpeğinize doğru yere yapmasını göstermek dışında yapmanız gereken hiçbir şey yoktur. Ceza vermek köpeğinizin korkmasına, korku ise istenmeyen idrar kaçırmalara neden olabilir.

 

Köpeğimin aşıları bitene kadar dışarı çıkmaması gerekiyormuş, bu doğru mu? Kesinlikle yanlış bilgi, köpekler doğdukları andan itibaren kontrollü bir şekilde sokağa ve sosyal ortamlara çıkmalıdır, kucakta gezmekten m

 

en edilmeli, uygun bir kayış ve tasma ile normal olarak yerde ve yanınızda gezmelidir. Bunun için uymanız gereken şey, köpeğinizin kontrolsüz sokak hayvanları ve dışkılarının yoğun olduğu yerlerde aşı programı bitene kadar gezdirmemeniz, aşı programı bitene kadar herhangi bir pansiyonda konaklatmamanız yeterlidir. Bunun dışında aylarca dışarı çıkmamış, sokakta dolaşmamış köpeklerde çok net olarak davranış sorunları olma olasılığı %100’dür. Sokağa çıkmayan köpek doğayı tanımaz, sokağı tanımaz bilmez, korkar, saldırganlaşır, mutsuz olur, takıntılar kazanır, bunun ön

 

üne ge

 

çmek için özellikle yavru köpek gelişim okulları köpeğiniz psikolojik gelişimi için kontrollü ve sağlıklı ortamlar sağlamaktadır.

Köpekler bilmem kaç aydan önce eğitilemezmiş! Yanlış

 

bilgi, köpekler doğdukları andan itibaren psikolojik ve fizyolojik gelişimlerine uygun olarak gelişimlerine katkı sağlamak için profesyonel eğitimlere katılabilirler, bu onlar için çok faydalıdır.

Köpek eğitimi cezasız başarı sağlamazmış. Tamam

 

en yanlış bilgi, ceza tek başına hiçbir zaman çözüm üretmez. Önemli olan eğitim yapılırken köpeğin mutlu olmasını sağlamak ve onu doğruya yönlendirmektir. Köpek ceza nedeniyle fazla strese girer, fazla stres ise öğrenmeyi olumsuz etkiler bu nedenle stres altın

 

da yani ceza ile eğitilen köpekler, korkar, fırsatını bulunca saldırganlaşabilir ve öğrenemezler. Bu nedenle eğitimde cezaya, baskıya dayalı eğitimler tutarsız ve başarısızlığa mahkumdur.

Eğitim için köpekleri çiftliğe gönderip, itaatkar olmaları sağlamak gerekir. Bu bilgi de yanlış köpekler ailelerinden en hassas oldukları gençlik dönemlerinden koparıldıklarında stres faktörü nedeniyle eğitim güçleşir, köpek m

 

utsuz olabilir hem de bu mutlu ve özel döneminde aile ile köpek arasında mesafe girmiş olur. Bunun çözümü aile ile köpeğin birlikte eğitildiği programlardır. Yeni modern eğitimler de imkanı olan aileler eğitimlere iştirak ederek bu özel ve zevkli süreci birlikte sürdürmektedirler.

Eğitimli köpek ile eğitimsiz köpek yan yana gelirse eğitim bozulurmuş. YANLIŞ! Çok düşük olsa da taklit yoluyla öğrenme nedeniyle köpekler birbirilerinden bazı şeyleri öğrenirler, fakat belirli komutları bilen bir köpek, yanında bilmeyen bir köpek olduğu için komutu unutmaz, sadece diğer köpekle olmanın heyecanından dolayı eksik ve yetersiz eğitim aldığı için sahibini dinlemeyebilir, burada hata köpeklerde değil, eğitimin metodundandır. Köpeğin burada öğreneceği şeyi, üstüne atlama, oyuncakla oynama şekli vs gibi şeylerdir.

Köpeğimdeki davranış sorunları zamanla geçer! Ara

 

ştırmalar gösteriyor ki, eğer köpekler ya da diğer canlılarda davranış sorunları varsa ya da psikolojik bir sorun mevcutsa bunun profesyonel bir şekilde düzeltilmesi gerekir, kendiliğinden düzelen bir psikolojik sorun ya da davranış bozukluğu olduğuna dair veriler mevcut değildir. Belirli zamanlarda görülmeyebilir fakat sonradan daha güçlü olarak so

 

runun ortaya çıktığı konusunda araştırmalar görülmektedir. Bu nedenle sorun oldu

 

ğunu düşündüğünüz davranışlar konusunda mutlaka uzman bir veteriner hekime danışmalısınız.

Eğitim köpekleri baskılar ve mutsuz kılar ve artık beni dinlemez . Doğru yapılmayan eğitimlerde bu tarz sonuçlarla karşılaşmanız muhtemeldir. Fakat doğru ve bilimsel yöntemlerle yapılan eğitimlerde hem köpeğiniz mutlu olur hem de siz köpeğinizle mutlu olursunuz.

Köpeklerde davranış bozukluklarını eğitmenler çö

zermiş! Kesinlikle yanlış bilgi, davranış sorunları eğitimle çözülemeyecek kadar karmaşık bir alt yapısı olan sorunlar. Bunun için özel olarak psikoloji ve davranış uzmanlığı almış veteriner hekimler tarafından uygun tedaviler yapılması gerekir.

Şimdilik sıklıkla karşılaştığımız bazı yanlış bilgilerin doğru olmadığını nedenleriyle açıklamaya çalıştım, sorularınız olursa gdurukan@hotmail.com.tr adresinden bana sorularını yazabilirsiniz.

Köpeklerde İstenmeyen Davranışları Kendi Başınıza Nasıl Önlersiniz?

Köpekler doğdukları andan itibaren yaşamlarında insanlardan, diğer köpeklerden ve doğadan her davranışları karşılığında ödül ve ceza almaktadır. Fakat köpekler bu ödül ve cezaların ne kadar anlar?

Danışan ailelerimiz köpeklerine, bize gelene kadar bir çok çözüm yolu denemektedir. Bunun içinde ödüllendirme ve cezalandırmada olmaktadır. Yaptıklarımızın ödül ya da ceza olduğuna nasıl karar veriyoruz, köpek bunu nasıl algılıyor hiç bu açıdan düşündünüz mü sevgili insan?

Örneğin klinikte korkudan ya da stresten beden dili değişip ayaklarınıza yapışan köpeğinizi ‘’sakin ol oğlum’’, havlayan bir köpeğinizi severken ‘’sus kızım’’ diye okşadığınızda, köpeğiniz bu insanca yatıştırma hareketini, köpekçe nasıl algıyor? Köpek bu insanların yatıştırma için kullandığı beden dilini, ailem beni bu yaptığım davranıştan dolayı severek ödüllendiriyor olarak algılandığı modern hayvan davranışları literatüründe bildirilmektedir.

Fark ediceksiniz ki bu davranışlarımızdan ötürü, köpeğimiz bir türlü sakinleşmek bilmez, susmaz, rahatlamaz, aksine gün geçtikçe bu davranışları olumlu pekiştiği için daha da güçlenecek daha da belirgin hale gelecek, daha çok korkacak, daha çok havlayacaktır.

Bu gibi davranışların önüne geçmek için köpeğinizle iletişimi kesmeniz, onu görmezden gelmeniz yani reddetmeniz gerekir, yani köpeğiniz istemediğiniz ya da olumsuz bir davranış yaptığında onunla olumlu ya da olumsuz anlamda tüm iletişiminizi kesmeniz, bu davranışların sevme ya da ilgi ödülünden mahrum kalmasıyla pekiştirilmemesine neden olarak, zamanla azalmasına katkı sağlayacaktır.

Hayanlarınızla ilgili sorunlarınız için bize danışabilirsiniz.

0543 934 1443

Veteriner Hekim & Veteriner Davranış Danışmanı

Gökhan DURUKAN

Kalbimdeki Patiler Sitesinde Hayvan Psikolojisi ve Davranış Bozuklukları Söyleşimiz

Arkadaşlıklarımızda, dostluklarımızda, ikili ilişkilerimizde yaşadığımız birçok sorun aslında iletişim bozukluğundan, birbirimizi anlayamamamızdan kaynaklanıyor. Empati yapmadığımız için zaman zaman da birbirimizi dinlemediğimiz için anlaşamıyoruz. Söylediklerimizi, hissettiklerimizi, davranışlarımızı anlamıyoruz… Aynı tüylü dostlarımızda olduğu gibi. Evet, kedi ve köpeklerin davranışlarını, psikolojilerini de anlayamadığımız için zaman zaman sorun yaşıyoruz. Aslında onlara nasıl yaklaşmamız gerektiğini daha net bir şekilde öğrenirsek belki aramızdaki birçok sorun da çözümlenmiş olacak.

Bu yüzden hayvan sahiplerinin öncelikli olarak hayvan davranışları ve psikolojini daha çok dikkate alması gerektiğine inanıyorum. Bunun için sevgili meslektaşım Gökhan Durukan’ın hayvan davranışları, psikolojisi ve eğitimi üzerine bulunduğu çalışmalara ve gözlemlerine değinmek istiyorum.

İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ni bitirdikten sonra mesleğine klinisyen veteriner hekim olarak devam ederken, uzmanlık eğitimini Hayvan Davranışları ve Psikolojisi konusunda Ankara Üniversitesi Fizyoloji ve İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünde multidisipliner bir eğitim alarak sürdüren Gökhan Durukan’a bakın neler sorduk…

Hayvan psikolojisi ve davranışları üzerine olan çalışmalarınla başlayalım…

Bu konudaki ilk çalışmalarım fakültede eğitimime başladığım dönemde özel bir köpek eğitim çiftliğinde köpeklerin dedektör alanında kullanımının dikkatimi çekmesiyle başladı. Bu çiftlikte köpek eğitimi konusunda staj yaparken, aynı zamanda köpek eğitimi sertifikaları aldım. Aynı dönemde AKUT İstanbul Köpekli Arama Birimi’nde gönüllü olarak çalıştım. Buradaki gözlemlerim ve deneyimlerim sonrasında bu alanın akademik olarak dikkate değer olduğunu düşünüp, Türkiye’de bir ilk olacak İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Köpek Psikolojisi ve Eğitimi Kulübü’nün kurucu başkanlığını üstlenerek, bir çoğu ilk olan faaliyetin ve çalışmanın gerçekleştirilmesine kulüp yönetimi ve üyesi arkadaşlarımla birlikte imza attım. Öğrenciliğim dönemimde birçok çalıştay, kongre ve etkinlikle hayvan davranışları, psikolojisi ve eğitimi konusunda yaptığım çalışmaları sözlü ve yazılı olarak sundum.

Şu anda mesleğimi klinisyen hekim olarak devam ettirirken, edindiğim tecrübeleri ve aldığım mesleki eğitimi, hayvan davranışları, psikolojisi ve eğitimi konusundaki akademik bilgilerle harmanlayarak, kliniklerde çokça rastlanan davranış bozuklukları ve psikolojik sorunlarla bana danışan ailelere ve pet hayvanlarının hayatlarını yaşanabilir hale getirmek  için onlara bu konuda profesyonel olarak yardımcı oluyorum. Bununla birlikte şu sırada da faaliyete geçme hazırlıkları devam eden bir köpek davranış ve eğitim okulunun yöneticisiyim. Daha önce de belirttiğim gibi, bu konuda bilgilerimin sürekli güncel olmasının sağlanması ve akademik olarak daha nitelikli çalışmalara imza atmak adına Hayvan Davranışları ve Psikolojileri konusundaki lisansüstü uzmanlık eğitimime devam etmekteyim.

İnsanların hayvanlarına olan yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsun?

Ülkemizdeki insanlar kültürel olarak hayvanlarla iç içe yaşama geleneğine sahip, nadir insanlar hariç birçok insanın hayvanları sevdiğini gözlerinden anlamak zor değil, bu gruba korkanlar da dahil. Hayvanları sevmek için fazla bir bilgiye gerek yok gibi gözükmekte fakat bu sevginin karşılıklı olması için onlara yaklaşım doğru olmalı ki bu da ancak hayvanlar konusunda bilgi sahibi olmaktan geçmekte. Maalesef ülkemizde bu konuda eksiklik var, çok temel konularda dahi insanların kulaktan dolma yanlış bilgilere sahip olduğunu görebiliyorum. Bunun için özellikle elimden geldiğince hayvan seven, besleyen, onları korumaya çalışan insanlara doğru bilginin ulaşması için hem yazılı basında, hem de etkinliklerde hayvanlar konusunda bilgi aktarmaya çalışıyorum. Geri dönüşlerden aldığım tepkilerden çıkartılabilecek sonuç, insanlara doğru bilgi aktarıldığı sürece, bu bilgiyi kullanmak için hevesli oldukları, bu da çok olumlu bir durum ve beni mutlu ediyor.

Kedi ve köpek psikolojisinden bahsedelim biraz da…

Kedi ve köpek psikolojisinin temelleri, psikolojinin bilim olarak kabul edildiği ilk zamanlara yani Pavlov’un o meşhur deneyine kadar uzanıyor, yani insan psikolojisinden eski. Veteriner hekimlik açısından çok önemli bir alan olduğunu düşünüyorum. Kliniğe bir hayvan geldiğinde, ailesi öncelikle köpeğinin mutlu ve sağlıklı olarak işlemlerinin bitirilip eve dönmesini istiyor, sağlık konusunda aşısı yapıldı tamam ama ya psikolojisi? Burada sağlığın bütüncül bir işlem olduğunu kabul etmek gerekli, mutlu olmayan bir canlının sağlığı elbet bozulacaktır. Eskiden modern insanın sorunu stres denirdi, artık şunu demek çok daha doğru modern canlıların sorunu stres. En basit haliyle evdeki kedimiz ve köpeğimiz de modern yaşama adaptasyonun bir getirisi olan strese maruz kalıyor. Bu nedenle ailelerin evdeki dostlarının psikolojilerini sağlığın önemli bir parçası olarak görmesi gerekli.

Psikolojik bozukluk hayvanlarda nasıl şekilleniyor? Hayvan sahipleri bunu nasıl anlayabilir? Ve bu süreç nasıl ilerliyor?

Psikolojik bozuklukların nedenleri her hastalıkta farklılık göstermekle birlikte genel olarak konuşmak gerekirse, medikal bozukluklardan kaynaklananlar ve psikolojik nedenlerden kaynaklananlar olarak ikiye ayırmak mümkün. Üçüncü bir neden ise ikisinin birlikte seyrettiği ve ayrım yapmanın gereksiz olduğu sorunlar. Medikal nedenlerden kaynaklananlar, beslenme yetersizliğine bağlı olanlar, ağrı kaynaklı olanlar, hormonel düzenleme bozukluğuna bağlı olanlar, yanlış ilaç kullanımına bağlı olarak gelişenler, nöromediyatör salınım bozukluğuna bağlı olanlar, anatomik bozukluklardan kaynaklı olanlar, merkezi sinir sistemine baskı yapan tümörlere bağlı olanlar, enfeksiyon kaynaklı olanlar, paraziter enfestasyona bağlı olanlar, iç organ bozukluklarına bağlı olanlar olarak sıralamak mümkündür.

Psikolojik nedenlere bağlı olanlar ise, sosyalizasyon yetersizliğine bağlı olanlar, korku kaynaklı olanlar, agresyon kaynaklı bozukluklar, anksiyete bozuklukları kaynaklı olanlar, yetersiz çevre zenginliği kaynaklı olanlar, travma sonrası oluşan strese bağlı olanlar, hiyerarşi yapı bozukluğu kaynaklı olanlar, yanlış öğrenme kaynaklı bozukluklar, yetersiz egzersiz kaynaklı bozuklar, eğitim eksiklikleri ve sahiplerin yanlış davranmaları sonucu oluşanlar olarak ayırmak mümkün olmakla birlikte her hastanın davranış bozukluğu kendine ayrı bir nedenle de oluşabilmektedir.

Bahsettiğim bu temel bilgilerin ışığında, hayvanlar her ortamda mutlaka kendi türüne özgü davranışlarını özgürce sergilemek istemektedir. Hayvanlar insanlarla birlikte yaşamaya başladıkça, insanın hazırladığı ve kurallarını insanın koyduğu ortamlarda yaşamasıyla birlikte, hayvanın psikolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamasının önemi de artmaktadır. Bu ihtiyaçların karşılanamadığı durumlarda, hayvanlarda stres artmakta, vücutta stres hormonları faaliyete geçmekte, canlı bu süreci en iyi şekilde atlatmak adına kendini rahatlatmak ve korumak için bazı hormonel ve davranışsal düzenlemelere ihtiyaç duymaktadır, fakat bu süreç belirli bir süre sonra devam ettirilememekte ve beyin ve davranış düzeyinde bozulmalar meydana gelmektedir. Bu söylediğimiz insanın istemsizce yaptığı hatalardan ve eksikliklerden kaynaklanmaktadır. Tabii bir de hayvanlara yönelmiş fiziksel ve psikolojik şiddet eylemleri de olmaktadır, bu durumlarda tablo çok daha şiddetli olmaktadır.

Ailelerin bu sorunları anlaması çok önemli, erken dönemde sorunları fark eden aileler, sorun kronikleşip, tüm hayatı ele geçirmeye başlamadan fark ettiklerinde sorunun çözümü için harcanan emek, zaman ve maddi yük de azalmaktadır, tedavinin başarı yüzdesi artmaktadır, kronikleşen ve tüm hayatı ele geçiren sorunlarda çözüm için harcanan emek, zaman ve maddiyat da artmaktadır.

Çok temel gözlemler danışan aileye hayvanlarının psikolojik ve davranış bozukluğu konusunda bilgi verebilir. Temel olarak bunlar; yeme ve uyku düzeni değişiklikleri, ses ve görüntülere verilen ani tepkiler, pet hayvanımızın beden dilinin stres ve korku yönünde artması, pet hayvanının diğer hayvanlarla ve insanlarla sosyalliğinin bozulması, inleme ve sızlanma gibi sesle ilgili değişiklikler, fazla yalanma ve tımar davranışı, yoğun strese bağlı öğürme, kusma ve mide-bağırsak düzensizlikleri, dışkılama ve idrar yapma düzeninin bozulması, hayvanın uyarılara karşı toleransının azalması gibi gözlemlerin varlığı psikolojik bozuklukların anlaşılması için önemli bulgulardır. Her hayvanda daha önce de belirttiğim gibi kendine has davranışlar da görülebilmektedir.

Tabii bunları bir skala içerisinde değerlendirecek olursak net olmak lazım ki, kesinlikle sıfırdan zirveye çıkması çok nadir olmaktadır. Hayvanlar olumsuz duyguları da olumlu duyguları da hızlı öğrenebilmekte, bağlantıları hızlı kurmaktadır fakat yine de olumsuz koşullara karşı çoğunlukla direnmektedir. Danışan aileler sorunları görmekte, bir şeylerin olumsuz gittiğini algılamaktadır. Fakat profesyonel bir destek almadıkları sürece, yani sorunlar ortaya çıktığı anda müdahale edilmezse, ortam ve şartlar zaten bu sorunun ortaya çıkmasına müsait olduğundan, çoğunlukla bu davranışları ya pekiştirmekte ya da kısa süreli engelleyip sonrasında daha şiddetli olarak sergilenmesine neden olmaktadır.

Psikolojik tedavi süreci hayvanlarda nasıldır ve hayvan sahiplerine düşen görevler nelerdir?

Danışan aile hayvanlarında bir sorun olduğunu görüyor, öncelikle bu geçiştirilmeye çalışılabiliyor, kendi yöntemleriyle sorunu çözebilir miyiz düşüncesiyle bazı denemeler yapılıyor, Dr. Google’dan, belgesel kanallarından, Youtube’dan ve profesyonel olmayan kişilerden yardım alınmaya çalışılıyor. Bu süreçte hem vakit kaybı hem de motivasyon kaybı yaşanarak, danışan aile son çare olarak bana ulaşıyor ya da doğrudan bana ulaşılarak vakit kaybı yaşanmadan ve yüksek motivasyonla tedavi sürecine başlıyoruz. Danışan ailenin de kronik üzgün, stresli ve heyecanlı olmasını da kesinlikle anladığımı ve onlarla çoğunlukla empati yaptığımı belirtmek isterim 🙂

Danışan aile şikayetlerle ulaştığında, ev ortamında ya da klinik ortamında, bunu soruna göre belirliyorum, sorun yaşayan hayvanımızın davranış geçmişini, öyküsünü ve neler yaptığını, olayın şiddetini, sıklığını ve hangi davranış bozuklukları olduğu ayrımını yapmam için öğrenmem gereken bilgileri aldığım davranış muayenesini ve davranış testini uyguluyorum. Yapılan davranış muayenesi sonrasında bazen tek bir sorun, bazen birbiriyle iç içe sorunların varlığını ortaya koyup danışılan hayvanın durumuna göre, hayvana yönelik davranış terapisi, eğitim problemlerinin çözülmesi, ailenin davranışlarının değiştirilmesi için aileye eğitim programı, psikiyatrik ilaç tedavisi, çevre düzenlemesi, egzersiz ve aktivite düzenlemesi gibi çeşitli metotları tek ya da birlikte olarak danışan aileye tedavi için planlıyorum. Çoğunlukta tedavi süreci muayene sonrası ev ortamında sürmektedir. Ev ortamından algılamamız gereken, hayvanın sorunu yaşadığı yer, ev, bahçe, sokak, site içerisi, sorun neredeyse tedavi sürecimizde orada olmalıdır.

Davranış terapisi, köpeğin yanlış-hatalı bildiği davranış yerine doğru ve istenen davranışların hayvana stres yaşatmadan, onun deneyimlemesini sağlayıp, başarmasına yol göstererek yapılan bir tedavi olduğu için, hayvanımız bu süreçte hep olumlu tepkilerle karşı karşıya kalmakta, özgüveni artmakta, başarı hissi yaşamakta, övülmekte ve stres uyaranlarına çok kontrollü olarak maruz kalmakta, terapi oturumları boyunca mutlu olduğu için öğrenmesi ve başarısı da danışan aileler tarafından rahatlıkla gözlemlenmektedir. Bu süreçte hem hayvanımız mutlu hem de danışan ailenin yüzü gülmektedir, tedaviye karşı güveni artmaktadır.

Davranış terapilerinde kısa sürede olumlu yanıt almakla birlikte, tedaviler insanlarda da olduğu gibi davranışın kalıcı olabilmesi için zamana yayılmalıdır ve kontrollü, sistematik ve işin profesyoneli tarafından yapılmalıdır.

Danışan aileler de aktif olarak terapi sürecine katılmaktadır. Bu sayede olumsuz uyaranlarla karşı karşıya kalındığında aile hayvanlarını, önceki deneyimleri sayesinde yanlış bir davranışa maruz bırakmamakta ve doğru davranarak sürecin ve daha sonrasının olumsuz etkilenmemesi için bilinçlendirilmektedir. Çoğunlukla tedavi boyunca danışan aileye terapiler haricinde de süreç hakkında teorik bilgiler verilerek, uygulama+teorik bilgi eşleştirilmesi yapılması, daha bilinçli bir aile olması sürecine destek vermektedir.

Bu süreçte ailelerin üzerine düşen görev, hayvanlarının tedavisi için verilen bilgileri doğru kullanmak, verilen ev uygulamalarının yapılmasını sağlamak ve bu tedavi sürecindeki olumlu değişimden keyif almaktır.

Davranış bozukluklarının şekillenmesinde en büyük etken nedir peki? 

Doğru olduğu düşünülen yanlış bilgiler. Hayvanları yanlış bilgilerle çok yanlış davranışlara zorluyoruz, ülkemizde köpeklerin çok rahatlıkla ifade edebilirim ki kritik dönem dediğimiz sosyalizasyon dönemleri tamamen boş ve kontrolsüz geçiyor, bunun nedeni köpeklerin bilmem kaç aylıktan önce eğitilemeyeceği bilgisi. Oysa biliyoruz ki köpekler doğdukları andan itibaren eğitilebilirler. Ya da köpek havlıyor, köpeğin boynuna şok tasması takılmasını öneriyorlar, köpek yürüyüş yaparken çekiştiriyor, dikenleri iç tarafta olan boğma tasma takılıyor, yürüyüş problemleri ya da havlama problemi depresyona ya da anksiyete evriliyor böylece, aslında çok basit yöntemlerle profesyonelce çözülebilecekken bu sefer hayvanımıza istemeden eziyet ediyoruz.

Bir kedi tüylerini fazlaca yolup yara yapıyor ve fazlaca tımarlanıyor diye, derisine sarımsak-sirke sürülüyor, şimdi kedi neden yalanır bunu bilmeyen biri kediye sirke sürülebileceğini düşünür ama biliyorsak kediye yoğun kokulu bir sıvı sürüldüğünde kedinin kendini çok daha fazla yalayacağını ve strese neden olacağını bilirsek, o sirkeyi kediye sürmeyiz. Bu nedenle kedi ve köpekle yaşamaya karar verildiğinde, aynı bebek sahibi olmak gibi ki bebek kendi türümüz, burada daha zor bir görev var, başka bir türün bir bebeğiyle yaşayacağız, o tür hakkında temel bilgileri doğru kaynaklardan almalıyız, aileler veteriner hekimlerden bilgi talep etmeli. Örneğin köpek-kedi ile yaşama konusunda insanlara danışmanlıklarımız var bunlara katılmalarını bekleriz ki hata yapmasınlar, evlerini, ortamlarını, yaşamlarını doğru düzenleyebilsinler.

Hayvan sahiplerinin petlerine yaklaşım konusunda yaptığı en büyük hata nedir?

Çok net bir soru sorduğun için teşekkür ederim. Hayvan sahiplerinden ziyade insanların çoğunun hayvanlara yaklaşım konusundaki en büyük hatası, antropomorfizimdir yani hayvanları insanlaştırmak. Bu o kadar çok sık yapılan bir hata ki, terim olarak bile literatüre geçmiştir. Davranış bilimi açısından bakıldığında her hayvan türünün kendine has içgüdüleri olabileceği gibi, bununla birlikte türe özgü davranış özellikleri de mevcuttur. İnsanlar onlara insanmışcasına davrandıkları zaman onların tüm zenginliklerini yitiriyoruz. Bu davranışın sonucu olarak da hayvanlarda da kendi davranış özellikleri kısıtlanıp, başka türlü davranmaya zorlandığında, bu zorlanma yeri geliyor fiziksel şiddet, yeri geliyor sosyal mahrumiyet ya da sözlü ceza ile olumsuz pekiştirildiği için, canlı kendi davranışlarını sergileyememekte bu da canlı da strese neden olmaktadır. Stres sonucunda da davranış bozukluğu ve psikolojik rahatsızlıklar olarak nitelendirebileceğimiz sorunlar ortaya çıkmakta bu da canlının hayat kalitesini olumsuz etkilemektedir.

Peki önemli bir soruyla devam edelim… Engelli bir hayvana yaklaşım nasıl olmalıdır? 

Bir canlının tek engeli zihnidir ve aslında hayvanların doğal ortamlarda hayata adaptasyonları insanlara göre çok yüksektir. Bu nedenle onların davranış özellikleri göz önüne alınıp, insanın negatif etkisi etkilemediği sürece, olumlu yaklaşımlarla ve fiziki yapısının zarar görmesini engelleyecek önlemler alınıp, uygun ortam sağlandığında tüm engelleri ortadan kaldırmış oluyoruz.

Engelli hayvanların fiziksel özellikleri göz önüne alınıp, onlara uygun çevre zenginleştirmesi yapılması hem mevcut fiziksel özelliklerini kullanarak güçlendirmesine yardımcı olacak hem de psikolojik olarak gelişimini destekleyecektir. Örneğin, görme yetisini kaybetmiş bir kedinin mamasını, tane tane mama kabına yol yapacak kadar koyarak hem onun koku kabiliyetini geliştirebiliriz hem de oyalanmasına yardımcı oluruz.

Son olarak şunu söylemekte fayda görüyorum, hayvanlardaki davranış problemleri aslında veteriner psikiyatri ve psikoloji özelleşmesi diyebileceğimiz bir alanın öncüsü niteliğindedir. Bu nedenle bu konunun hafife alınmaması gerektiğini söylemek istiyorum. Hepimiz gibi hayvanların da bir hayatı mevcut ve bunu en iyi şekilde yaşamaları gerekir.

Benimle bu konu çerçevesinde bir söyleşi yaptığın için teşekkür ederim. Tek dileğim, davranış sorunları yaşayan ailelerimize ve hayvanlarımıza mutlu bir yaşantının uzak bir hayal olmadığının bilinmesini sağlamaktır.
Kaynak: http://www.kalbimdekipatiler.com/hayvanlarda-davranis-bozuklugu-ve-psikoloji/