Köpeklerde Kısırlaştırma ve Davranış Bozuklukları

Erkek köpeklerde cinsiyet hormonların büyük bir kısmını üreten testislerin operatif yöntemlerle uzaklaştırılması işlemine ‘’orşiektomi’’, dişi köpeklerde üremenin kontrolü şu an popüler olarak yapılan gebelik ve doğum faaliyetlerini sürdüren, ovum, ovaryum, uterus organlarının uzaklaştırılması işlemine ‘’total ovario histerektomi’’ operasyonu denmektedir.

Özellikle erkek köpeklerde, erken dönemde(12 ay öncesi) aşırı hareketlilik, havlama, hırlama, saldırganlık, insanın ya da köpeğin üzerine atlayarak pelvik hareketler yapılması gibi davranışlar ampirik olarak testosteron hormonuna bağlanmaktadır.

Fakat yakın dönem yapılan çalışmalar köpeklerde hareketlilik, havlama, eşya parçalama, saldırganlık, hırlama, pelvik kenetleme davranışlarındaki artış, sıklık ve rahatsız edici düzeyde olmasının nedeni stres, anksiyete ve korku sorunlarıdır.

Stres, anksiyete ve korku sorunlarında, yukarıda bahsedilen davranışlar ve bunlara ek olarak gözüken davranışlar görülmektedir. Özellikle androjen hormonlarının eksikliğinde ya da yetersizliğinde canlılarda özgüven, stres yönetimi, korkunun kontrolü gibi köpeği daha sakin ve kontrollü bir davranış hareketi yapmaya yardımcı olacak özelliklerinde de azalma olması, özellikle bahsedilen orşidektomi ve total ovariohisterektomi operasyonlarının stres bozukluğu, anksiyete bozukluğu ya da korku ilişkili saldırganlıklarda saldırı oranını %30 oranında arttırdığı, strese bağlı pelvik kenetlenme hareketlerini azaltmadığı, anksiyete bozukluklarında görülen havlama ve hırlamayı azaltmadığı ve hatta arttırdığı bildirilmektedir.

Bahsi geçen operasyonların, erkek köpekler arasındaki cinsel yarışmadan(dişiye ulaşma ve çiftleşme) kaynaklı potansiyel kavga davranışlarını oluşmasını engelleyebileceği düşünülmektedir, fakat burada da kaynağa ulaşma konusunda stres ve kaygı kontrolü yapamayan bireylerin kavgaya-saldırı davranışlarına yatkınlığı düşünülürse, erkek köpekler arasındaki kavgayı başlamadan bitirmiş olsa da diğer stres ve kaygı sorunlarında köpeğin saldırgan-kavgacı tavırlarında yukarıda bahsedilen nedenlerle artma sağlaması olasıdır.

Ayrıca aşırı hareketlilik, enerji atamamak, yürüyüş yapmamak gibi nedenler köpeklerde saldırganlığa ya da davranış bozukluklarına sebep olmamaktadır. Cinsel yönelimin tatmin edilmemesi de saldırgan davranışlara, havlamaya, hırlamaya neden olmamaktadır.

Dişi köpeklerde de yukarıda bahsedilen tüm davranışlar görülmektedir, özellikle kısır olup olmamasına bakılmaksızın ya da juvenil(ergenlik) dönemine girmemiş dişilerde de strese bağlı olarak pelvik kenetlenme hareketleri, saldırganlık, havlama, hırlama, aşırı hareketlilik görülmektedir.

Dişilerde de TOVH operasyonları bahsedilen tüm olumsuz etkilere sahiptir.

Bahsedilen nedenler göz önüne alındığında, özellikle sokak köpeklerinin üremenin kontrolü için bahsedilen operasyonlar ülkemizde yapılması akılcıdır, fakat saldırganlığı arttırabileceği ya da azaltmayacağı mutlaka göz önüne alınmalıdır; ev köpeklerinde üremenin kontrolünün sağlanmasının başka yolları da olması nedeniyle bahsi geçen operasyonlar bireyin psikolojik durumu göz önüne alınarak karar verilmeli, anksiyete, korku, stres problemi olma ihtimali olan köpekler doğru bir psikolojik muayeneden geçirilmeden geri dönüşü imkansız bir operasyona bilinçsizce maruz bırakılmamalıdır.

Veteriner Hekim

Gökhan DURUKAN

 

 

Kaynaklar:

-Assessment of serotonin in serum, plasma, and platelets of aggressive dogs, Journal of Veterinary Behavior (2012) 7, 348-352

 

– Analysis of 1040 cases of canine aggression in a referral practice in Spain, Journal of Veterinary Behavior (2007) 2, 158-165

 

– Canine aggression toward family members in Spain: Clinical presentations and related factors, Journal of Veterinary Behavior 12 (2016) 36e41

 

– Effects of surgical and chemical sterilization on the behavior offree-roaming male dogs in Puerto Natales, Chile, Preventive Veterinary Medicine 123 (2016) 106–120

 

– Risk factors associated with stranger-directed aggression in domestic dogs, Applied Animal Behaviour Science 197 (2017) 45–54

Eğitimli Köpek mutlu köpek midir?

            Bir köpeğin eğitim düzeyi ile mutluluğu arasında maalesef ki hiçbir olumlu bağlantı yoktur. Aksine eğitim ya da davranış konusundaki kulaktan dolma, gerçekten köpek etolojisi(köpek davranış bilimi), köpek psikolojisi ve psikiyatrisi hakkındaki tarihin çöplüğüne karışmış yanlış, gerçeklikten uzak bilgilerle donatılmış kendisini uzman sayan köpek eğitmenleri, köpek dövücüleri(köpeklere fiziksel ceza verdikleri için bu şekilde hitap edeceğim), köpek uzmanları(kendileri böyle diyor), köpek davranış uzmanları(ülkemizde böyle bir akademik ya da mesleki uzmanlık henüz yok), köpek psikologları(tüm dünyada psikologluk türlere özgü olmadığı gibi ülkemizde de böyle bir meslek yok) tarafından bu kişilerin uygulamalarına ve dayatmalarına maruz kalan köpeklerin vaaay halineee!

 

Bu yazım biraz sert olacak, baştan söylemekte yarar varJ

 

Köpek konusunda doğru bilgiye sahip olmadan, ailelerin bilgi eksikliğini, zor durumda olmalarını, acele karar vermek zorunda kalmalarını, arama motorlarından çıkan sonuçların da bu bilgi kirliliğini desteklemesiyle; aileler ve köpekler bu yanlışlığın tam ortasına düşüyor.

 

Aile köpeğini eğittirdiğini, sorun olan davranışlarını çözdüğünü, köpeğin muma döndüğünü sanırken, sorunlar gün geçtikçe soğuk sunulan intikam gibi gün yüzüne çıkıp işin içinden daha da çıkılamaz, daha güçlü, daha şiddetli olarak önlerine seriliyor.

 

Peki neden bu durum böyle?

 

Çünkü, köpeği eğitirken sizin görmediğiniz psikolojik ya da fiziksel şiddet uygulanıyor. Komut alan köpeğin, komut ile davranış arasındaki ‘’o an’’da beden dilini çözümlediğiniz an, köpeğin stresini, korkusunu görebiliyorsunuz. Köpek ya düşünmeden komutu yapıyor ya da yaptıktan sonra doğru mu yanlış mı yaptığı konusunda komut verenin gözlerine itaatkar bir bakış atıyor.

 

Peki köpekleriniz neden düşünmüyor? Siz her istediğinizi yapan duygusuz bir robot mu istiyorsunuz yoksa sizinle yaşayan mutlu bir köpek mi?

 

Köpek, eğitimde başarısızlıklarının sonucu olarak ceza gördüğünde ya da yanlış bir terim olarak kullanılan ‘’correction-düzeltme’’ aldığında, köpek düzeltiliyor mu yoksa bozuluyor mu? Verilen her ceza köpekte strese neden olurken, köpeğin güven seviyesini indirmekte ve bu cezayı veren kişiye karşı da güvensizlik hissi oluşturmaktadır.

 

Hızlı yürüyen köpeğini boynundan caaart diye çeken amca, köpeği masaya çıktı diye ona bağıran teyze, halıya idrarını yaptığı için ona haaayııır diye haykıran ev hanımı, köpeği önünden yürüdüğü için ona şiiiiiit diye bağıran genç arkadaş, köpeğin mamasını koyduktan sonra dakikalarda bekleten ağbii, köpeğinden önce yemek yiyen köpeğini saatlerce aç bırakıp şekerini düşüren beyaz yakalı, köpeğinizin sizinle hiyerarşik bir yarışı falan yok lütfen sakin olun ve şu Cesar’ı izlemeye ara verin.

Köpeğinizle doğru bir iletişim kurmak istiyorsanız, onunla yarışmaktan vazgeçin çünkü o bu yarışa dahil olmak istemiyor, onu bu yarışa zorlamak onda stres yaratıyor, köpeğinizle doğru iletişim kurmak için saçma komutlar ve gösteriler yerine, köpeğinizle nasıl oyun oynanır, köpeğinizin zihnini nasıl geliştirebilirsiniz, köpeğinizin gelişimine nasıl katkı sağlarsınız, köpeğinizin mutluluğu için neler yapmalısınız bunları düşünmelisiniz. Artık Lorenz öldü, Cesar’ın da sürekli ölüm haberleri geliyor. Bunlar bilimsel ölüşlerJ

 

Köpeğinize sürekli yanlış yaptığını göstermek yerine ona alternatif yollar sunun!

 

Köpeğinize sürekli hayır, gitme, yeme, içme, hoplama, zıplama, çiş yapma, çıkma, havlama vs gibi olumsuz komutlar vermekten vazgeçin…Bunları yaptığı için onun karşısında ona patronu gibi bağırıp, sinirli insan beden dili ile iletişime geçmeyin, başta da söylediğim gibi bu onda güvensizlik ve strese neden olur. Doğruyu bulmak için yanlışı değil doğruyu gözünü sokun!!!

 

Eğitim vericem derken ona stres hediye etmeyin. Bunun için de yapmanız gereken ona patronluk değil dostluktur, dostlukta bağırıp, çağırmak yoktur, yanlış yapanın elinden tutulur doğrusu gösterilir ve bu yapılırken dostunuzun mutlu olması için ona kendini iyi hissettirmelisiniz.

 

İnsanlığın en eski dostunuzu birkaç kendini bilmez için üzmeyin.

 

 

 

 

Kedilerde Davranış Bozuklukları

Kedilerdeki fazlalıkla görülen davranış bozukluklarından ilki uygun olhqdefaultmayan ürinasyon(idrar), ikincisi ise agresyon(saldırganlık) sorunlarıdır.

Bu ikisi başvurularda üst sıralarda görünmektedir, çünkü insanı en çok etkileyen ve ailenin de keyfini kaçıran sorunlardır. Bu sorunların temelinde çoğunlukla korku ve stres etkenleri yatmakta, bu sorunların kısa vadede çözümü öncelik olarak şikayet edilen sorunu çözmeye yönelik olmasıyla birlikte, sorunun tekrarlamaması için uzun vadede altta yatan sorunlara yönelik çalışılması çok önemlidir.

Burada bu sorunlarının çözüme ulaşacağı konusunda ekstra bilgi vermenin gerek olduğunu da düşünüyorum, çünkü çoğu insan bu sorunları kanıksayarak çözümsüz olduğunu düşünmekte ve hem bu sorunların altında başka sorunlar yaşayan kedilerin hem de aynı evi paylaşan insanlar için durum fazlaca strese yaratır hale gelmektedir.

Çözüm olarak kedilerini evden uzaklaştırmayı düşünenler olabilir ama çok daha kedi-insan ilişkileri bozmadan, kedinizi sokağa atmak zorunda kalmadan da bu sorunların çözülebileceğini belirtmekte fayda var.

Kedilerinizle mutlu günler dilerim.

Veteriner Hekim & Hayvan Davranış Danışmanı

Gökhan DURUKAN

Köpekler İçin Aktiviteler

Bir çok aile köpeğinin yorulmadığı için depresyonda ve stresli olduğunu düşünür, köpeğini yormak için günde 1-2 saat köpeğiyle uzun yürüyüşler, fiziksel aktiviteler yapmak için program yaparlar.

Bir köpeğin günlük hareket rutinine uyarak onu yormak, uyutmak gibi ütopik düşünceleriniz varsa mutlaka öncelikle işi gücü bırakıp triatlon sporcusu olarak hazırlıklara başlamanızı öneririm, ya da günlük 5-10 dakikalık köpeğinizin hem zihinini hem de bedenini harekete geçirecek ve karşılıklı iletişiminizi sağlıklı bir şekilde arttıracak aktiviteler bulmanızı öneririm.

Her köpeğin ilgisini çekecek aktivite farklıdır. Çünkü köpeğin ilgisini çekecek şeyi bulmak için onunla birebir vakit geçirmek gerekir, çoğu köpek gıdaya, topa, pet şişeye, halatlara, paçavralara vs değişik materyallere karşı ilgili olabilir.

Köpeğinizle yaratacağınız aktivitede dikkat etmeniz gerekenler,

1.Öncelikle köpeğinizle oyun oynadığınızı unutmayın.

2.Oyunla birleşen eğitimler her zaman olumlu sonuç verir.

3.Köpekler dünyayı duyularıyla algılarlar, aynı anda farklı duyularını harekete geçiren oyunlarda, hem zihin kapasitesi artaracak hem de daha kalıcı öğrenme sağlayacaktır.

4.Farklı duyuların kullanılmasıyla bu duyuların etkinliği artaracaktır.

5.Her oyun belirli bir süre sonra tek düze olmaya başlar, o nedenle köpeğinizi sıkmadan, her gün için bir oyununuz olsun ve haftada 3 den fazla aynı aktiviteyi peşpeşe yaparak köpeğinizi sıkmayın.

6.Aktiviteleriniz başlangıçta 5 dakikalık olsun ileriki zamanlarda aktiviteler 15 dakikayı geçmesin ve köpeğiniz sıkılmadan aktiviteyi sonlandırın.

7.Aktivite sonrasında kısa bir gezinti yapabilirsiniz.

8.Karşılıklı etkileşimde bulunup oyun arkadaşlığı yaptığınız aktiviteler sizinle köpeğiniz arasındaki ilişki olumlu yönde düzenler.

9.Aktivitelerde köpeğinizin şımarmamasına, fazla tacizkar olmamasına özen gösterin, sizi rahatsız edecek ve sıkacak hareketlerde bulunduğu zaman aktiviteyi sakince sonlandırın.

  1. Her aktivite için belirli bir başlangıç ve sonlandırma komutunuz olsun.

 

Herkese köpekleriyle birlikte güzel anlar dilerim.

Veteriner Hekim Gökhan DURUKAN

Yeni Köpek Sahiplenenler İçin Yanlış ve Doğru Bilgiler

Bu yazımda ilk defa köpekle birlikte yaşamaya başlayan ve özellikle ilk köpek seçimlerini yavru-genç köpeklerden yana kullanan aileler için bilgi paylaşacağım.

Hayatında ilk defa kendinden farklı bir tür canlıyla aynı ortamı paylaşmak çok heyecanlı olduğu kadar, bu yeni tür hakkında doğru bilgilere sahip değilseniz fazlasıyla yorucu ve yıpratıcı olmaktadır, bilimsel araştırmalar köpeklerin terk edilme dönemlerini yoğunlukla 3-6 aylık yaş dönemi oldğunu ifade etmektedir.

Kendi türümüze ait olan bebek sahibi olma süresince bile, onun ihtiyaçlarını, dönemsel fizyolojik bilgilerini ve hastalıklarını, aşı programlarını, bezini, yemeğini vs öğrenmek için kurslar ve eğitim seminerleri düzenlenmektedir. Köpeklerde de tam olarak bu yol izlenmesi önemlidir, keza köpeklerde bizimle birlikte iyi bakıldıkları sürece 20’li yaşları rahatlıkla görebilmektedirler, 20 sene birlikte yaşayacağımız bu ufak dostumuz hakkında mutlaka doğru bilgi sahibi olmanız gerekir.

Bu doğru bilgiye nasıl ulaşacaksınız?

Doğru bilgi o işin uzmanlarından alınmalıdır. Köpeklerle ilgili doğru bilgi alacağınız tek yer veteriner hekimler olmalıdır. Çünkü can dostunuzun, genel sağlığı, aşılaması, beslenmesi, psikolojik gelişimi ve eğitimi bir bütündür, bunların birinde bozukluk olduğu zaman emin olun ki sorunlar bir sarmaşık gibi birbiri ardına ortaya çıkacaktır.

Bu süreçte ülkemizde sıkça olan ‘’bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma’’ konusunda her kafadan onlarca ses çıkacak, komşunuz, sokakta yürürken karşılaştığınız insanlar, bakkalının, iş arkadaşınız vs herkes doğruluğundan emin olmadığı ama sadece duyduğu onlarca yanlış bilgiyi size sunacaktır ve siz de eğer ki bu konularda bilginiz yoksa o bilgileri alıp can dostunuza uygulayacaksınız ve sonuç köpeğinize bir şeyleri yanlış yapacaksınız ve sonrasında işler sarpa saracak, ya sağlıksız bir köpek, ya davranış bozukluğu yaşayan bir köpek ya da sizin kendi sinirlerinizin yıprandığı olumsuz bir sürece gireceksiniz. Bu senaryonun tek çaresi var, doğru bilgi.

Gelin yanlış ve doğru bilgileri sıralayım, siz de okuyun…

Köpekler tuvaletlerini nereye yapacaklarını hemen öğrenmelidirler. Bu bilgi yanlıştır, köpekler doğada tuvaletlerini her yere yaparlar, biz onlara nereye yapmaları gerektiğini bizim onlara öğretmemiz gerekir. Öncelikle nereye tuvaleti yaptıracağınıza karar vermeniz gerekir. Sonrasında tuvalet eğitim

maxresdefault

inde neler yanlış neler doğru bunu öğrenmeliyiz. Köpeklerin fizyolojik gelişimleri göz önüne alınarak tuvalet eğitimleri verilmelidir. Örneğin köpekler yemek yedikten ortalama 30 dk sonra dışkılama yaparlar, idrar kesesi ise genç köpeklerde 40-45 dakikada bir dolmaktadır. Çok iyi bir köpek 4-5 haftada tuvaletini nasıl ve nereye yapacağını

 

öğrenebilmektedir. Bu da demek oluyor ki  genç köpeklerde ortalama 4.5 aylık döneme kada

 

r fizyolojik olarak idrar yolu kaslarını kontrol etme yetisini kazanırlar, böylelikle 5-5,5 aylık döneme kadar idrarlarını kaçırmaları ya da tutamamaları normaldir. KIZMAYIN!

Köpeğim tuvaletini yapınca ona kızarsam, ceza verir

 

sem, dışkıya burnunu sürtersem, köpeğim bir anda aydınlanıp tuvalet meselesini çözer mi? Çözmez. Yanlış bilgi, köpeğiniz tuvaletini yaptığında burnuna isterseniz meydan louresse ile vurun köpeğiniz öğrenemez! Köpeğinize doğru yere yapmasını göstermek dışında yapmanız gereken hiçbir şey yoktur. Ceza vermek köpeğinizin korkmasına, korku ise istenmeyen idrar kaçırmalara neden olabilir.

 

Köpeğimin aşıları bitene kadar dışarı çıkmaması gerekiyormuş, bu doğru mu? Kesinlikle yanlış bilgi, köpekler doğdukları andan itibaren kontrollü bir şekilde sokağa ve sosyal ortamlara çıkmalıdır, kucakta gezmekten m

 

en edilmeli, uygun bir kayış ve tasma ile normal olarak yerde ve yanınızda gezmelidir. Bunun için uymanız gereken şey, köpeğinizin kontrolsüz sokak hayvanları ve dışkılarının yoğun olduğu yerlerde aşı programı bitene kadar gezdirmemeniz, aşı programı bitene kadar herhangi bir pansiyonda konaklatmamanız yeterlidir. Bunun dışında aylarca dışarı çıkmamış, sokakta dolaşmamış köpeklerde çok net olarak davranış sorunları olma olasılığı %100’dür. Sokağa çıkmayan köpek doğayı tanımaz, sokağı tanımaz bilmez, korkar, saldırganlaşır, mutsuz olur, takıntılar kazanır, bunun ön

 

üne ge

 

çmek için özellikle yavru köpek gelişim okulları köpeğiniz psikolojik gelişimi için kontrollü ve sağlıklı ortamlar sağlamaktadır.

Köpekler bilmem kaç aydan önce eğitilemezmiş! Yanlış

 

bilgi, köpekler doğdukları andan itibaren psikolojik ve fizyolojik gelişimlerine uygun olarak gelişimlerine katkı sağlamak için profesyonel eğitimlere katılabilirler, bu onlar için çok faydalıdır.

Köpek eğitimi cezasız başarı sağlamazmış. Tamam

 

en yanlış bilgi, ceza tek başına hiçbir zaman çözüm üretmez. Önemli olan eğitim yapılırken köpeğin mutlu olmasını sağlamak ve onu doğruya yönlendirmektir. Köpek ceza nedeniyle fazla strese girer, fazla stres ise öğrenmeyi olumsuz etkiler bu nedenle stres altın

 

da yani ceza ile eğitilen köpekler, korkar, fırsatını bulunca saldırganlaşabilir ve öğrenemezler. Bu nedenle eğitimde cezaya, baskıya dayalı eğitimler tutarsız ve başarısızlığa mahkumdur.

Eğitim için köpekleri çiftliğe gönderip, itaatkar olmaları sağlamak gerekir. Bu bilgi de yanlış köpekler ailelerinden en hassas oldukları gençlik dönemlerinden koparıldıklarında stres faktörü nedeniyle eğitim güçleşir, köpek m

 

utsuz olabilir hem de bu mutlu ve özel döneminde aile ile köpek arasında mesafe girmiş olur. Bunun çözümü aile ile köpeğin birlikte eğitildiği programlardır. Yeni modern eğitimler de imkanı olan aileler eğitimlere iştirak ederek bu özel ve zevkli süreci birlikte sürdürmektedirler.

Eğitimli köpek ile eğitimsiz köpek yan yana gelirse eğitim bozulurmuş. YANLIŞ! Çok düşük olsa da taklit yoluyla öğrenme nedeniyle köpekler birbirilerinden bazı şeyleri öğrenirler, fakat belirli komutları bilen bir köpek, yanında bilmeyen bir köpek olduğu için komutu unutmaz, sadece diğer köpekle olmanın heyecanından dolayı eksik ve yetersiz eğitim aldığı için sahibini dinlemeyebilir, burada hata köpeklerde değil, eğitimin metodundandır. Köpeğin burada öğreneceği şeyi, üstüne atlama, oyuncakla oynama şekli vs gibi şeylerdir.

Köpeğimdeki davranış sorunları zamanla geçer! Ara

 

ştırmalar gösteriyor ki, eğer köpekler ya da diğer canlılarda davranış sorunları varsa ya da psikolojik bir sorun mevcutsa bunun profesyonel bir şekilde düzeltilmesi gerekir, kendiliğinden düzelen bir psikolojik sorun ya da davranış bozukluğu olduğuna dair veriler mevcut değildir. Belirli zamanlarda görülmeyebilir fakat sonradan daha güçlü olarak so

 

runun ortaya çıktığı konusunda araştırmalar görülmektedir. Bu nedenle sorun oldu

 

ğunu düşündüğünüz davranışlar konusunda mutlaka uzman bir veteriner hekime danışmalısınız.

Eğitim köpekleri baskılar ve mutsuz kılar ve artık beni dinlemez . Doğru yapılmayan eğitimlerde bu tarz sonuçlarla karşılaşmanız muhtemeldir. Fakat doğru ve bilimsel yöntemlerle yapılan eğitimlerde hem köpeğiniz mutlu olur hem de siz köpeğinizle mutlu olursunuz.

Köpeklerde davranış bozukluklarını eğitmenler çö

zermiş! Kesinlikle yanlış bilgi, davranış sorunları eğitimle çözülemeyecek kadar karmaşık bir alt yapısı olan sorunlar. Bunun için özel olarak psikoloji ve davranış uzmanlığı almış veteriner hekimler tarafından uygun tedaviler yapılması gerekir.

Şimdilik sıklıkla karşılaştığımız bazı yanlış bilgilerin doğru olmadığını nedenleriyle açıklamaya çalıştım, sorularınız olursa gdurukan@hotmail.com.tr adresinden bana sorularını yazabilirsiniz.

Köpeklerde İstenmeyen Davranışları Kendi Başınıza Nasıl Önlersiniz?

Köpekler doğdukları andan itibaren yaşamlarında insanlardan, diğer köpeklerden ve doğadan her davranışları karşılığında ödül ve ceza almaktadır. Fakat köpekler bu ödül ve cezaların ne kadar anlar?

Danışan ailelerimiz köpeklerine, bize gelene kadar bir çok çözüm yolu denemektedir. Bunun içinde ödüllendirme ve cezalandırmada olmaktadır. Yaptıklarımızın ödül ya da ceza olduğuna nasıl karar veriyoruz, köpek bunu nasıl algılıyor hiç bu açıdan düşündünüz mü sevgili insan?

Örneğin klinikte korkudan ya da stresten beden dili değişip ayaklarınıza yapışan köpeğinizi ‘’sakin ol oğlum’’, havlayan bir köpeğinizi severken ‘’sus kızım’’ diye okşadığınızda, köpeğiniz bu insanca yatıştırma hareketini, köpekçe nasıl algıyor? Köpek bu insanların yatıştırma için kullandığı beden dilini, ailem beni bu yaptığım davranıştan dolayı severek ödüllendiriyor olarak algılandığı modern hayvan davranışları literatüründe bildirilmektedir.

Fark ediceksiniz ki bu davranışlarımızdan ötürü, köpeğimiz bir türlü sakinleşmek bilmez, susmaz, rahatlamaz, aksine gün geçtikçe bu davranışları olumlu pekiştiği için daha da güçlenecek daha da belirgin hale gelecek, daha çok korkacak, daha çok havlayacaktır.

Bu gibi davranışların önüne geçmek için köpeğinizle iletişimi kesmeniz, onu görmezden gelmeniz yani reddetmeniz gerekir, yani köpeğiniz istemediğiniz ya da olumsuz bir davranış yaptığında onunla olumlu ya da olumsuz anlamda tüm iletişiminizi kesmeniz, bu davranışların sevme ya da ilgi ödülünden mahrum kalmasıyla pekiştirilmemesine neden olarak, zamanla azalmasına katkı sağlayacaktır.

Hayanlarınızla ilgili sorunlarınız için bize danışabilirsiniz.

0543 934 1443

Veteriner Hekim & Veteriner Davranış Danışmanı

Gökhan DURUKAN

Kalbimdeki Patiler Sitesinde Hayvan Psikolojisi ve Davranış Bozuklukları Söyleşimiz

Arkadaşlıklarımızda, dostluklarımızda, ikili ilişkilerimizde yaşadığımız birçok sorun aslında iletişim bozukluğundan, birbirimizi anlayamamamızdan kaynaklanıyor. Empati yapmadığımız için zaman zaman da birbirimizi dinlemediğimiz için anlaşamıyoruz. Söylediklerimizi, hissettiklerimizi, davranışlarımızı anlamıyoruz… Aynı tüylü dostlarımızda olduğu gibi. Evet, kedi ve köpeklerin davranışlarını, psikolojilerini de anlayamadığımız için zaman zaman sorun yaşıyoruz. Aslında onlara nasıl yaklaşmamız gerektiğini daha net bir şekilde öğrenirsek belki aramızdaki birçok sorun da çözümlenmiş olacak.

Bu yüzden hayvan sahiplerinin öncelikli olarak hayvan davranışları ve psikolojini daha çok dikkate alması gerektiğine inanıyorum. Bunun için sevgili meslektaşım Gökhan Durukan’ın hayvan davranışları, psikolojisi ve eğitimi üzerine bulunduğu çalışmalara ve gözlemlerine değinmek istiyorum.

İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ni bitirdikten sonra mesleğine klinisyen veteriner hekim olarak devam ederken, uzmanlık eğitimini Hayvan Davranışları ve Psikolojisi konusunda Ankara Üniversitesi Fizyoloji ve İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünde multidisipliner bir eğitim alarak sürdüren Gökhan Durukan’a bakın neler sorduk…

Hayvan psikolojisi ve davranışları üzerine olan çalışmalarınla başlayalım…

Bu konudaki ilk çalışmalarım fakültede eğitimime başladığım dönemde özel bir köpek eğitim çiftliğinde köpeklerin dedektör alanında kullanımının dikkatimi çekmesiyle başladı. Bu çiftlikte köpek eğitimi konusunda staj yaparken, aynı zamanda köpek eğitimi sertifikaları aldım. Aynı dönemde AKUT İstanbul Köpekli Arama Birimi’nde gönüllü olarak çalıştım. Buradaki gözlemlerim ve deneyimlerim sonrasında bu alanın akademik olarak dikkate değer olduğunu düşünüp, Türkiye’de bir ilk olacak İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Köpek Psikolojisi ve Eğitimi Kulübü’nün kurucu başkanlığını üstlenerek, bir çoğu ilk olan faaliyetin ve çalışmanın gerçekleştirilmesine kulüp yönetimi ve üyesi arkadaşlarımla birlikte imza attım. Öğrenciliğim dönemimde birçok çalıştay, kongre ve etkinlikle hayvan davranışları, psikolojisi ve eğitimi konusunda yaptığım çalışmaları sözlü ve yazılı olarak sundum.

Şu anda mesleğimi klinisyen hekim olarak devam ettirirken, edindiğim tecrübeleri ve aldığım mesleki eğitimi, hayvan davranışları, psikolojisi ve eğitimi konusundaki akademik bilgilerle harmanlayarak, kliniklerde çokça rastlanan davranış bozuklukları ve psikolojik sorunlarla bana danışan ailelere ve pet hayvanlarının hayatlarını yaşanabilir hale getirmek  için onlara bu konuda profesyonel olarak yardımcı oluyorum. Bununla birlikte şu sırada da faaliyete geçme hazırlıkları devam eden bir köpek davranış ve eğitim okulunun yöneticisiyim. Daha önce de belirttiğim gibi, bu konuda bilgilerimin sürekli güncel olmasının sağlanması ve akademik olarak daha nitelikli çalışmalara imza atmak adına Hayvan Davranışları ve Psikolojileri konusundaki lisansüstü uzmanlık eğitimime devam etmekteyim.

İnsanların hayvanlarına olan yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsun?

Ülkemizdeki insanlar kültürel olarak hayvanlarla iç içe yaşama geleneğine sahip, nadir insanlar hariç birçok insanın hayvanları sevdiğini gözlerinden anlamak zor değil, bu gruba korkanlar da dahil. Hayvanları sevmek için fazla bir bilgiye gerek yok gibi gözükmekte fakat bu sevginin karşılıklı olması için onlara yaklaşım doğru olmalı ki bu da ancak hayvanlar konusunda bilgi sahibi olmaktan geçmekte. Maalesef ülkemizde bu konuda eksiklik var, çok temel konularda dahi insanların kulaktan dolma yanlış bilgilere sahip olduğunu görebiliyorum. Bunun için özellikle elimden geldiğince hayvan seven, besleyen, onları korumaya çalışan insanlara doğru bilginin ulaşması için hem yazılı basında, hem de etkinliklerde hayvanlar konusunda bilgi aktarmaya çalışıyorum. Geri dönüşlerden aldığım tepkilerden çıkartılabilecek sonuç, insanlara doğru bilgi aktarıldığı sürece, bu bilgiyi kullanmak için hevesli oldukları, bu da çok olumlu bir durum ve beni mutlu ediyor.

Kedi ve köpek psikolojisinden bahsedelim biraz da…

Kedi ve köpek psikolojisinin temelleri, psikolojinin bilim olarak kabul edildiği ilk zamanlara yani Pavlov’un o meşhur deneyine kadar uzanıyor, yani insan psikolojisinden eski. Veteriner hekimlik açısından çok önemli bir alan olduğunu düşünüyorum. Kliniğe bir hayvan geldiğinde, ailesi öncelikle köpeğinin mutlu ve sağlıklı olarak işlemlerinin bitirilip eve dönmesini istiyor, sağlık konusunda aşısı yapıldı tamam ama ya psikolojisi? Burada sağlığın bütüncül bir işlem olduğunu kabul etmek gerekli, mutlu olmayan bir canlının sağlığı elbet bozulacaktır. Eskiden modern insanın sorunu stres denirdi, artık şunu demek çok daha doğru modern canlıların sorunu stres. En basit haliyle evdeki kedimiz ve köpeğimiz de modern yaşama adaptasyonun bir getirisi olan strese maruz kalıyor. Bu nedenle ailelerin evdeki dostlarının psikolojilerini sağlığın önemli bir parçası olarak görmesi gerekli.

Psikolojik bozukluk hayvanlarda nasıl şekilleniyor? Hayvan sahipleri bunu nasıl anlayabilir? Ve bu süreç nasıl ilerliyor?

Psikolojik bozuklukların nedenleri her hastalıkta farklılık göstermekle birlikte genel olarak konuşmak gerekirse, medikal bozukluklardan kaynaklananlar ve psikolojik nedenlerden kaynaklananlar olarak ikiye ayırmak mümkün. Üçüncü bir neden ise ikisinin birlikte seyrettiği ve ayrım yapmanın gereksiz olduğu sorunlar. Medikal nedenlerden kaynaklananlar, beslenme yetersizliğine bağlı olanlar, ağrı kaynaklı olanlar, hormonel düzenleme bozukluğuna bağlı olanlar, yanlış ilaç kullanımına bağlı olarak gelişenler, nöromediyatör salınım bozukluğuna bağlı olanlar, anatomik bozukluklardan kaynaklı olanlar, merkezi sinir sistemine baskı yapan tümörlere bağlı olanlar, enfeksiyon kaynaklı olanlar, paraziter enfestasyona bağlı olanlar, iç organ bozukluklarına bağlı olanlar olarak sıralamak mümkündür.

Psikolojik nedenlere bağlı olanlar ise, sosyalizasyon yetersizliğine bağlı olanlar, korku kaynaklı olanlar, agresyon kaynaklı bozukluklar, anksiyete bozuklukları kaynaklı olanlar, yetersiz çevre zenginliği kaynaklı olanlar, travma sonrası oluşan strese bağlı olanlar, hiyerarşi yapı bozukluğu kaynaklı olanlar, yanlış öğrenme kaynaklı bozukluklar, yetersiz egzersiz kaynaklı bozuklar, eğitim eksiklikleri ve sahiplerin yanlış davranmaları sonucu oluşanlar olarak ayırmak mümkün olmakla birlikte her hastanın davranış bozukluğu kendine ayrı bir nedenle de oluşabilmektedir.

Bahsettiğim bu temel bilgilerin ışığında, hayvanlar her ortamda mutlaka kendi türüne özgü davranışlarını özgürce sergilemek istemektedir. Hayvanlar insanlarla birlikte yaşamaya başladıkça, insanın hazırladığı ve kurallarını insanın koyduğu ortamlarda yaşamasıyla birlikte, hayvanın psikolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamasının önemi de artmaktadır. Bu ihtiyaçların karşılanamadığı durumlarda, hayvanlarda stres artmakta, vücutta stres hormonları faaliyete geçmekte, canlı bu süreci en iyi şekilde atlatmak adına kendini rahatlatmak ve korumak için bazı hormonel ve davranışsal düzenlemelere ihtiyaç duymaktadır, fakat bu süreç belirli bir süre sonra devam ettirilememekte ve beyin ve davranış düzeyinde bozulmalar meydana gelmektedir. Bu söylediğimiz insanın istemsizce yaptığı hatalardan ve eksikliklerden kaynaklanmaktadır. Tabii bir de hayvanlara yönelmiş fiziksel ve psikolojik şiddet eylemleri de olmaktadır, bu durumlarda tablo çok daha şiddetli olmaktadır.

Ailelerin bu sorunları anlaması çok önemli, erken dönemde sorunları fark eden aileler, sorun kronikleşip, tüm hayatı ele geçirmeye başlamadan fark ettiklerinde sorunun çözümü için harcanan emek, zaman ve maddi yük de azalmaktadır, tedavinin başarı yüzdesi artmaktadır, kronikleşen ve tüm hayatı ele geçiren sorunlarda çözüm için harcanan emek, zaman ve maddiyat da artmaktadır.

Çok temel gözlemler danışan aileye hayvanlarının psikolojik ve davranış bozukluğu konusunda bilgi verebilir. Temel olarak bunlar; yeme ve uyku düzeni değişiklikleri, ses ve görüntülere verilen ani tepkiler, pet hayvanımızın beden dilinin stres ve korku yönünde artması, pet hayvanının diğer hayvanlarla ve insanlarla sosyalliğinin bozulması, inleme ve sızlanma gibi sesle ilgili değişiklikler, fazla yalanma ve tımar davranışı, yoğun strese bağlı öğürme, kusma ve mide-bağırsak düzensizlikleri, dışkılama ve idrar yapma düzeninin bozulması, hayvanın uyarılara karşı toleransının azalması gibi gözlemlerin varlığı psikolojik bozuklukların anlaşılması için önemli bulgulardır. Her hayvanda daha önce de belirttiğim gibi kendine has davranışlar da görülebilmektedir.

Tabii bunları bir skala içerisinde değerlendirecek olursak net olmak lazım ki, kesinlikle sıfırdan zirveye çıkması çok nadir olmaktadır. Hayvanlar olumsuz duyguları da olumlu duyguları da hızlı öğrenebilmekte, bağlantıları hızlı kurmaktadır fakat yine de olumsuz koşullara karşı çoğunlukla direnmektedir. Danışan aileler sorunları görmekte, bir şeylerin olumsuz gittiğini algılamaktadır. Fakat profesyonel bir destek almadıkları sürece, yani sorunlar ortaya çıktığı anda müdahale edilmezse, ortam ve şartlar zaten bu sorunun ortaya çıkmasına müsait olduğundan, çoğunlukla bu davranışları ya pekiştirmekte ya da kısa süreli engelleyip sonrasında daha şiddetli olarak sergilenmesine neden olmaktadır.

Psikolojik tedavi süreci hayvanlarda nasıldır ve hayvan sahiplerine düşen görevler nelerdir?

Danışan aile hayvanlarında bir sorun olduğunu görüyor, öncelikle bu geçiştirilmeye çalışılabiliyor, kendi yöntemleriyle sorunu çözebilir miyiz düşüncesiyle bazı denemeler yapılıyor, Dr. Google’dan, belgesel kanallarından, Youtube’dan ve profesyonel olmayan kişilerden yardım alınmaya çalışılıyor. Bu süreçte hem vakit kaybı hem de motivasyon kaybı yaşanarak, danışan aile son çare olarak bana ulaşıyor ya da doğrudan bana ulaşılarak vakit kaybı yaşanmadan ve yüksek motivasyonla tedavi sürecine başlıyoruz. Danışan ailenin de kronik üzgün, stresli ve heyecanlı olmasını da kesinlikle anladığımı ve onlarla çoğunlukla empati yaptığımı belirtmek isterim 🙂

Danışan aile şikayetlerle ulaştığında, ev ortamında ya da klinik ortamında, bunu soruna göre belirliyorum, sorun yaşayan hayvanımızın davranış geçmişini, öyküsünü ve neler yaptığını, olayın şiddetini, sıklığını ve hangi davranış bozuklukları olduğu ayrımını yapmam için öğrenmem gereken bilgileri aldığım davranış muayenesini ve davranış testini uyguluyorum. Yapılan davranış muayenesi sonrasında bazen tek bir sorun, bazen birbiriyle iç içe sorunların varlığını ortaya koyup danışılan hayvanın durumuna göre, hayvana yönelik davranış terapisi, eğitim problemlerinin çözülmesi, ailenin davranışlarının değiştirilmesi için aileye eğitim programı, psikiyatrik ilaç tedavisi, çevre düzenlemesi, egzersiz ve aktivite düzenlemesi gibi çeşitli metotları tek ya da birlikte olarak danışan aileye tedavi için planlıyorum. Çoğunlukta tedavi süreci muayene sonrası ev ortamında sürmektedir. Ev ortamından algılamamız gereken, hayvanın sorunu yaşadığı yer, ev, bahçe, sokak, site içerisi, sorun neredeyse tedavi sürecimizde orada olmalıdır.

Davranış terapisi, köpeğin yanlış-hatalı bildiği davranış yerine doğru ve istenen davranışların hayvana stres yaşatmadan, onun deneyimlemesini sağlayıp, başarmasına yol göstererek yapılan bir tedavi olduğu için, hayvanımız bu süreçte hep olumlu tepkilerle karşı karşıya kalmakta, özgüveni artmakta, başarı hissi yaşamakta, övülmekte ve stres uyaranlarına çok kontrollü olarak maruz kalmakta, terapi oturumları boyunca mutlu olduğu için öğrenmesi ve başarısı da danışan aileler tarafından rahatlıkla gözlemlenmektedir. Bu süreçte hem hayvanımız mutlu hem de danışan ailenin yüzü gülmektedir, tedaviye karşı güveni artmaktadır.

Davranış terapilerinde kısa sürede olumlu yanıt almakla birlikte, tedaviler insanlarda da olduğu gibi davranışın kalıcı olabilmesi için zamana yayılmalıdır ve kontrollü, sistematik ve işin profesyoneli tarafından yapılmalıdır.

Danışan aileler de aktif olarak terapi sürecine katılmaktadır. Bu sayede olumsuz uyaranlarla karşı karşıya kalındığında aile hayvanlarını, önceki deneyimleri sayesinde yanlış bir davranışa maruz bırakmamakta ve doğru davranarak sürecin ve daha sonrasının olumsuz etkilenmemesi için bilinçlendirilmektedir. Çoğunlukla tedavi boyunca danışan aileye terapiler haricinde de süreç hakkında teorik bilgiler verilerek, uygulama+teorik bilgi eşleştirilmesi yapılması, daha bilinçli bir aile olması sürecine destek vermektedir.

Bu süreçte ailelerin üzerine düşen görev, hayvanlarının tedavisi için verilen bilgileri doğru kullanmak, verilen ev uygulamalarının yapılmasını sağlamak ve bu tedavi sürecindeki olumlu değişimden keyif almaktır.

Davranış bozukluklarının şekillenmesinde en büyük etken nedir peki? 

Doğru olduğu düşünülen yanlış bilgiler. Hayvanları yanlış bilgilerle çok yanlış davranışlara zorluyoruz, ülkemizde köpeklerin çok rahatlıkla ifade edebilirim ki kritik dönem dediğimiz sosyalizasyon dönemleri tamamen boş ve kontrolsüz geçiyor, bunun nedeni köpeklerin bilmem kaç aylıktan önce eğitilemeyeceği bilgisi. Oysa biliyoruz ki köpekler doğdukları andan itibaren eğitilebilirler. Ya da köpek havlıyor, köpeğin boynuna şok tasması takılmasını öneriyorlar, köpek yürüyüş yaparken çekiştiriyor, dikenleri iç tarafta olan boğma tasma takılıyor, yürüyüş problemleri ya da havlama problemi depresyona ya da anksiyete evriliyor böylece, aslında çok basit yöntemlerle profesyonelce çözülebilecekken bu sefer hayvanımıza istemeden eziyet ediyoruz.

Bir kedi tüylerini fazlaca yolup yara yapıyor ve fazlaca tımarlanıyor diye, derisine sarımsak-sirke sürülüyor, şimdi kedi neden yalanır bunu bilmeyen biri kediye sirke sürülebileceğini düşünür ama biliyorsak kediye yoğun kokulu bir sıvı sürüldüğünde kedinin kendini çok daha fazla yalayacağını ve strese neden olacağını bilirsek, o sirkeyi kediye sürmeyiz. Bu nedenle kedi ve köpekle yaşamaya karar verildiğinde, aynı bebek sahibi olmak gibi ki bebek kendi türümüz, burada daha zor bir görev var, başka bir türün bir bebeğiyle yaşayacağız, o tür hakkında temel bilgileri doğru kaynaklardan almalıyız, aileler veteriner hekimlerden bilgi talep etmeli. Örneğin köpek-kedi ile yaşama konusunda insanlara danışmanlıklarımız var bunlara katılmalarını bekleriz ki hata yapmasınlar, evlerini, ortamlarını, yaşamlarını doğru düzenleyebilsinler.

Hayvan sahiplerinin petlerine yaklaşım konusunda yaptığı en büyük hata nedir?

Çok net bir soru sorduğun için teşekkür ederim. Hayvan sahiplerinden ziyade insanların çoğunun hayvanlara yaklaşım konusundaki en büyük hatası, antropomorfizimdir yani hayvanları insanlaştırmak. Bu o kadar çok sık yapılan bir hata ki, terim olarak bile literatüre geçmiştir. Davranış bilimi açısından bakıldığında her hayvan türünün kendine has içgüdüleri olabileceği gibi, bununla birlikte türe özgü davranış özellikleri de mevcuttur. İnsanlar onlara insanmışcasına davrandıkları zaman onların tüm zenginliklerini yitiriyoruz. Bu davranışın sonucu olarak da hayvanlarda da kendi davranış özellikleri kısıtlanıp, başka türlü davranmaya zorlandığında, bu zorlanma yeri geliyor fiziksel şiddet, yeri geliyor sosyal mahrumiyet ya da sözlü ceza ile olumsuz pekiştirildiği için, canlı kendi davranışlarını sergileyememekte bu da canlı da strese neden olmaktadır. Stres sonucunda da davranış bozukluğu ve psikolojik rahatsızlıklar olarak nitelendirebileceğimiz sorunlar ortaya çıkmakta bu da canlının hayat kalitesini olumsuz etkilemektedir.

Peki önemli bir soruyla devam edelim… Engelli bir hayvana yaklaşım nasıl olmalıdır? 

Bir canlının tek engeli zihnidir ve aslında hayvanların doğal ortamlarda hayata adaptasyonları insanlara göre çok yüksektir. Bu nedenle onların davranış özellikleri göz önüne alınıp, insanın negatif etkisi etkilemediği sürece, olumlu yaklaşımlarla ve fiziki yapısının zarar görmesini engelleyecek önlemler alınıp, uygun ortam sağlandığında tüm engelleri ortadan kaldırmış oluyoruz.

Engelli hayvanların fiziksel özellikleri göz önüne alınıp, onlara uygun çevre zenginleştirmesi yapılması hem mevcut fiziksel özelliklerini kullanarak güçlendirmesine yardımcı olacak hem de psikolojik olarak gelişimini destekleyecektir. Örneğin, görme yetisini kaybetmiş bir kedinin mamasını, tane tane mama kabına yol yapacak kadar koyarak hem onun koku kabiliyetini geliştirebiliriz hem de oyalanmasına yardımcı oluruz.

Son olarak şunu söylemekte fayda görüyorum, hayvanlardaki davranış problemleri aslında veteriner psikiyatri ve psikoloji özelleşmesi diyebileceğimiz bir alanın öncüsü niteliğindedir. Bu nedenle bu konunun hafife alınmaması gerektiğini söylemek istiyorum. Hepimiz gibi hayvanların da bir hayatı mevcut ve bunu en iyi şekilde yaşamaları gerekir.

Benimle bu konu çerçevesinde bir söyleşi yaptığın için teşekkür ederim. Tek dileğim, davranış sorunları yaşayan ailelerimize ve hayvanlarımıza mutlu bir yaşantının uzak bir hayal olmadığının bilinmesini sağlamaktır.
Kaynak: http://www.kalbimdekipatiler.com/hayvanlarda-davranis-bozuklugu-ve-psikoloji/

Petinfo Ocak 2017 Sayısı Yazım: Davranış bozukluklarının önlenmesi “En mükemmel tedavi”

Modern hekimlikle tüm hastalıkların ve rahatsızlıkların tedavisinden çok bu durumların ortaya çıkmasının önlenmesi amaçlanmaktadır. Hastalık tedavisi yıpratıcı, masraflı ve zaman alan bir süreçtir. Bu nedenlerle davranış bozukluklarının önlenmesi de veteriner hekimlikte çok önemli bir süreçtir.

Veteriner hekim, kliniğine başvuran dostlarının hastalanmaması için onları korumaktadır. Bunun için aşılamalar yapmakta, bazı öneriler vermekte, yapılması ve yapılmaması gereken durumlar için ufak dostlarımızın ailesini bilgilendirmektedir.
Davranış bozukluklarını oluşturabilecek etkenler ve durumlar bilinerek bu bozukluklara sebep olacak durumların ortadan kaldırılması ve dört ayaklı dostlarımızın bu durumlarda uzak tutulması amaçlanmalıdır. Planların her hayvan türü için ayrı düzenlenmesi gerekir, kediler ve köpeklerin farklı bir davranış bozukluğu önleme sürecinden geçmesi ve uyulması gereken kurallara tabi tutulması önemlidir.
Kedi ve köpekle yeni yaşamaya başlayan aileler için ilk uğrak noktalar veteriner klinikleri olmaktadır. Veteriner hekimden alınacak bilgiler bu nedenle çok önemlidir. Veteriner hekim, aileye yeni bir hayvanla yaşama hakkında bilgi vermelidir. Burada en önemli nokta ailenin hiçbir konu hakkında bilgisi yokmuş gibi bilgi verilmesi gerektiğidir. Üzerinde durulması gereken noktalardan önemli olanları tüm canlılar ve insanlarla sosyalleşme gerekliliği, hayvanlar hakkında aileler için yazılmış materyal, sosyal medya ve görsel içerikler listesi, hayvanlarına nasıl güvenli ve huzurlu bir ortam sağlamaları gerektiği, ev ortamında kısıtlamalar, box eğitimi ve ev içi kontrolün sağlanması, tuvalet/tuvalet kabı eğitimi, oyun ve egzersiz rutini, kontrolsüz ve yaralayıcı davranışların nasıl önüne geçileceği ve ödül eksenli eğitim ve istenilen davranışların şekillendirilmesi ve temel bakım ihtiyaçlarının hayvana tanıtılması gibi öncelikli konular hakkında bilgi verilmelidir. Bunların bir seferde yapılması zorunlu olmamakla birlikte gelişim periyoduna uygun olması ve geç kalınmaması önemlidir.
Kedi ve köpeklerde sosyalizasyon dönemleri farklıdır. Kedilerde 2-7/9 haftalar, köpeklerde ise 3-12 haftalar arası sosyalizasyon dönemi olarak bilinmektedir. Bu dönem içerisinden olumlu takviyeler ve sistematik bir yol izlenerek canlının hayatı boyunca karşılaşabileceği canlı ve cansız uyaranlara karşı onu hazırlamak ve alıştırmaktadır. Bu dönem her tür için belirli özellikler gerektirmekle birlikte, ailenin de yaşam tarzı dikkate alınarak değişiklikler eklenmelidir

Gelişimlerini en uygun şekilde olması için nasıl bir yol izlemeliyiz?
Hasta sahiplerinin beklentilerini karşılayacak tür ve ırk seçimi yapmaları gerekir. Bu ne demektir, sportif bir yaşam tarzı olan bir aile, ilerde kalp problemleri sık görülen bir ırk olan malta terrieri seçmemeli daha hareketli ve eklem problemleri daha az görülen ırklardan olan border collie ya da jack russel terrier seçimi yapmalıdır. Ev için köpek seçilecekse, evde yetiştirilmiş ve bu konuda sorun yaşamamış annelerin yavrularına ulaşmaya çalışılmalıdır. Yavru seçimi tamamladıktan sonra sosyalizasyon döneminin tamamlanmasından önce, insanlarla ve diğer canlılarla etkileşime geçmesi için fırsat sağlanmalıdır. Köpeğin kendi türüyle iletişimi için 7-8. haftalar idealdir. Bu dönem korku dönemi öncesi olduğu için teşvik etmek daha kolay olacaktır. Kedilerde ise bu alıştırma uygulamaları 7-9 haftalar arasında yapılmalıdır. Hayatlarının ilk aylarında değişik uyaranlar ve çevresel etkenlere alıştırılmalıdırlar. Hayvanların ilerleyen yaşlarda maruz kalabileceği, ancak şu anda çevrede bulunmayan tüm insanlar, hayvanlar ve konumları göz önünde bulundurulmasını sağlayın ve bunlara alıştırılma uygulamaları yapılmasını isteyin. Çocuklara, yaşlılara, fiziksel ve davranışsal olarak aile üyelerinden farklı olan insanlarla temas edilmesine özen gösterin. Aşırı derece korku vereceğini düşünülen durumlardan ve maruz kalmalardan kaçınılmalı, hayvan ortaya çıkarttığı korku belirtileri için izlenmeli ve tüm çalışmaları ve karşılaşmaları olumlu olmasını sağlanmalıdır. Olumlu ilişkilendirme için oyuncak ve ödül kullanılması yararlı olacaktır. Kontrollü bir ortamda erken eğitim ve sosyalizasyon için köpek ve kedi yavruları için düzenlenmiş sosyalizasyon sınıflarını ya da eğitimlerinin profesyonelliğinden yararlanmalarını sağlanabilir.

Ergenlik ve yetişkinlikte neler yapılmalı?
Yeterli sosyalliği kazanmış bir hayvanın, ileriki dönemlerde de hayatı, bu dönemi eksik geçirmiş yaşıtlarına göre çok daha keyifli geçmekte ve davranış sorunları daha az görülmekte. Sosy alizasyon dönemi sonrasında da dikkat edilmesi gereken durumlar vardır. Hayvanın eve alışması, kendi rutinini oluşturmaya başlaması bu dönemlerde olmaktadır.
Evde ya da bahçe ortamında yaşayacak hayvanımızın türüne ait gereksinimlerini yerine getirebilmesi için ona uygun bir ortam hazırlamalıdır. Bu ortamda olması gereken tür için gerekli materyaller ve koşullar sağlanmalı, bireyin büyüklüğü, yaşı, cinsiyeti, sağlık durumuna göre değişkenlik göstermelidir. Köpekler için evde istirahat ederken kullanabilecekleri yer yastıkları olması, koltuklara çıkmasını önlemek için idealdir. Kediler için ise ev ortamında özel alanlarının yaratılması, kendilerini güvende hissetmeleri ve bizlerden dahi rahatsız olduklarında özel yaşantılarını sürdürebilecekleri korunaklı bölgeler yaratılması stresle mücadele edilmesi için önemlidir. Kediler için bu alanlar, ev içerisinde kediler için yapılan kedi ağaçları, kutuları gibi özel bölgelerdir.
Bu alanlara ek olarak köpekler için av niteliğinde olan içine gıda konulabilen oyuncaklar köpeklerin av güdüsünü teşvik edip onu kullanacağı için zihinsel olarak oyalanmasına yardımcı olur, diğer seçenekler ise, kemikler ve çiğneme oyuncaklarıdır. Bunun haricinde köpeklerin dış ortamlarda, tenis topları ve oyuncak içinde gıdaları bulma oyunları da zihinsel gelişimleri için önemlidir
Kedilerde ise ev ortamında tırmanma rafları, tüneller, saklanma ve dinlenme alanları oluşturulması çok daha az strese girmelerine imkan verecek ve davranış problemlerinin önlenmesine katkı sağlayacaktır. Özellikle kedilerin avlanma güdülerini tatmin etmeleri için tırmalama tahtaları kullanması, kendilerine olan güvenlerini artıracaktır. Hareketli küçük oyuncaklar da fare avını andırdığı için kedilerin zihinsel olarak oyalanmasına yardımcı olmaktadırlar.
Fiziksel aktiviteler, canlıların enerjilerini atmaları için olmazsa olmazlardır. Burada önemli olan bir rutinin olması, belirli bir gün aralığı olması ve gün içerisinden birden fazla belirli sürelerle yapılıyor olması önemlidir. Sadece haftasonunu ya da haftanın bir iki günü tüm haftayı telafi edecek aktiviteler yapmak yetersiz olacaktır, önemli olan günde 1-2 kez ve haftanın 4-5 günü 20-25 dakikalık değişik, hayvanınızın ve sizin keyfini yerine getirecek uygulamalar planlamaktadır. Özellikle köpekler için farklı parkalar ve sokaklarda yürüyüşler yapılması, rotaların değiştirilmesi, yakala getir, frisbi, koşu, yüzme, çeviklik parkuru gibi etkinlikler hem fiziksel hem de zihinsel tatmin sağlamaktadır.
Bunlarla birlikte sosyal etkinliklere de dahil edilmeleri, kendi türlerine özel davranışları pekiştirmeleri ve sosyalliklerini sürdürmeleri için önemlidir. Burada önemli olan, arkadaş olarak seçilecek bireylerin, davranışsal ve fizyolojik olarak sağlıklı olmalarıdır. Hem diğer bireylerden sağlığı tehdit edecek bulaşıcı hastalıkların alınmaması hem de davranışsal olarak hayvanınızın zihnini karıştıracak durumlara meydan vermemek için kontrollü sosyalleşmelere izin verilmesi önemlidir.
Bunlara ek olarak, köpekler ya da kediler bizlerden farklı türlerdir. Bazen aramızda iletişim sorunlarına bağlı olarak gerginlikler olabilir. Bu gerginlikleri onların vücut dillerini iyi okuyarak ve yaşamsal ihtiyaçlarını anlayarak cevap verdiğimiz sürece aramızdaki ilişkilerin olumsuz yönde değişmesi önlenmektedir. Fakat onları anlamak yerine başımızdan atmak için durumu geçiştirmek gibi yanlış yaklaşımlarda bulunulduğumuz sürece üstü örtülen sorunlar daha sonra çok daha büyüyerek ailelerin karşısına çıkmaktadır.
Veteriner hekim olarak, aile ile hayvanın ilişkisi klinik ziyaretlerinde çok iyi gözlemlenmeli, yanlış bir ilişki, ileride kötüye gidecek bir davranış başlangıcı ya da sorunlu bir aile-hayvan ilişkisi gördüğümüzde bunu aileye uygun bir dille anlatmamız ve bunun için uygun çözümler sunmamız gerekmektedir.

Veteriner Hekim Gökhan DURUKAN

Petinfo Dergisi Ocak 2017 Sayısı‘nda yayınlanmıştır.

Köpeklerde Hiperaktivite ve Bağırsak Sağlığı

Genel kaygı ve sese karşı duyarlılık ve uyarılabilirlik düzeyinin düşük olması köpeklerde sıklıkla görülen bir davranış bozukluğudur. Hem köpeğin hem de sahibinin refahına olumsuz etki yaratır.

Davranış problemleri ve davranışın oluşumu hem kalıtımsal hem de çevresel etkilerin altındadır.hyperactive-dog

Metobolizma ile ilgili ileri araştırmalar, biyolojik durumlarla ilgili yeni durumların öğrenilmesine katkı sağlarken, davranış hakkındaki kalıtımsal etkilerin de önemini ortaya koyuyor. Hiperaktiviteli köpeklerde yapılan yeni pilot araştırmalarda normal olmayan kan biyokimya değerlerinin, davranış bozukluklarında tanıya değerli bir yardımda bulunuyor.

Kan biyokimyası değerlendirilmelerinde, alman çoban köpeklerinde yapılan araştırmada düşük fosfolipid seviyesine sahip köpeklerde hiperaktivite görülmesi arasındaki olumlu ilişki ortaya kondu.

İnsanlar üzerinde yapılmış geçmiş çalışmalarda da düşütam-kan_222x240k lipid ve yağ asidi düzeyleri ile dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu arasındaki ilişki bilinmektedir. Köpekler üzerinde yapılan çalışmada insanlardaki çalışmalar için de iyi bir referans ölçücü olabileceği söyleniyor.

Köpeklerin Davranış Sağlığı İçin Bağırsak Sağlığının Önemi!

Çalışmada bulunan önemli bir bulgu ise, triptofan düzeyi ile hiperaktivite arasındaki negatif bağlılık, triptofan bir esansiyel amino asittir. Dışarıdan alınan yiyecekler vasıtasıyla bağırsaklara gelir ve burada bağırsak bakterileri ile işlenerek, protein yapılması için kullanıma hazır hale getirilir. Bağırsağın sağlığının önemli bir göstergesi bağırsak florasının yani bağırsak bakterilerinin varlığıdır.

Bu bilgi, bağırsakta bulunan bakteri kolonilerinin farklılıkları ile hiperaktif ve normal köpeklerin, bağırsak sağlığı ve beyin arasındaki ilişkinin önemine ışık tutmaktadır.

Bağırsak sağlığı, nörotransmitter yapımını etkiliyor, bu sayede sağlıklı ya da bozuk davranış gösterilmesine etki ediyor. Bu ilişkinin tersi de önemlidir, stres ve kaygı durumunda salgılanan hormonlar(kortizon), bağırsak florasının bozulmasına neden olur. Sonuç olarak bahsedilen çalışma, hiperaktivitenin nedeni mi yoksa bir sonucu mu olduğunu söylemek kolay değildir. Yapılacak yeni çalışmalar da bu sonuçların netleşmesine katkı sağlayacaktır.

Kaynak: https://www.sciencedaily.com

Veteriner Hekim Gökhan DURUKAN

Kerevitler de anksiyete yaşıyor!

Tatlı su ıstakozu olarak da bilinen kerevitlerin anksiyete yaşadığı bilim dünyası tarafından ortaya konuldu. Konu hakkındaki eleştirimi yazının sonunda okuyabilirsiniz.

Yayını yapan bilim insanların bildirisinde aşağıdaki ifadeler yer almaktadır.

”Bizler memelilerin ve üst düzey omurgalı canlıların sadece anksiyete yaşadığını düşünürdük.

Bir çalışmada kerevitler labirentlerden siyah ya da beyaz alanda ilerlerken, siyah alana girdiklerinde stres oluşturacak düzeyde elektriğe maruz bırakılmışlardır ve sonrasında elektrik verilmediğinde dahi siyah alana giren kerevitlerde stres hormonları ortaya çıkmış ve siyah alana girmek istememişlerdir.

Maruz kalmış ıstakozların, dinlendikten sonra insanlarda da kullanılan anksiyolitik ilaçlar verildiğinde, siyah alana girmekte tereddüt yaşamadıkları ve stres belirtileri göstermediği görülmüştür.

Stresli hayvanların beyninde anksiyetede etkin nörotransmitter olan serotoninin arttığı görülmüştür, kontrol grubuna da serotonin verildiğinde onlarda da stres davranışları görmek mümkündür.

Bu omurgasız canlılarda da anksiyetenin ilkel belirtileri ile omurgalı canlılardaki üst düzey anksiyete belirtileri ortak noktalar taşımaktadır.”

Not: Bu tarz bilimsel çalışmalardaki elektriksel iletimler, hayvan deneyleri etik kurullarının belirlediği acı ve fiziksel şiddet içermeyen, sadece stres yaratan, gürültü, nahoş koku vb gibi etkilerden farklı olmayan etkilerdir. Bu konuda çok hassas olduğumu belirtmek isterim. Hiç bir canlının acı çekmesinin kabul edilebilir bir durum olmadığı düşünüyorum.”

Kaynak: http://science.sciencemag.org/

Veteriner Hekim Gökhan DURUKANnarrow_clawed_crayfish