Davranış Tedavisi ile Eğitim Arasındaki Farklar

Aileler köpek ya da kedilerinde davranışsal herhangi bir sorun gözlemlediklerinde, eğitim ile bu sorunların çözüleceğini düşünürler, insanları daha rahat anlayabileceğiniz için her aşamada insanda olsa ne yapılır bu konuda örnek vererek anlatacağım. Davranışsal bir sorun yaşadığımızda eğitimle çare aramak, saldıran, öfkelenen, sinirlenen, elini kolunu ısıran, bağıran bir insanı, öğretmene ya da antronöre götürmekten farkı yok. Öğretmen bir çok sınavda çok iyi derece yapmış, hayatı boyunca hiç sinirlenmemiş, saldırmamış, çok efendi bir çocuk yetiştirmiş olabilir. Antrenör farklı branşlarda çok başarılı ve efendi, saygılı birey yetiştirmiş olabilir ya da komşumuz çok iyi çocuklara sahip olabilir ve hatta arada başka komşu çocuklarına da bakıyor olabilir fakat sorun yaşayan insanın çözüm noktası klinik psikolog ya da psikiyatristdir.

Eğitimde sadece belirli komutların, davranış kalıplarının ne şartla olursa olsun yapılması istenir, bunun için yarışmalar yapılır, kurslar verilir, sertifikalar dağıtılır, eğitimde başarılardan sonra köpeklerin ya da kedilerin akıbeti konusunda takip, kontrol, bu eğitimle hayvanın psikolojisi etkilenmiş mi bakılmaz. Davranış tedavisinde, davranış belirli fizyolojik ve/veya psikolojik durumların sonucudur. Sonuca müdahale etmek sadece ailelerin isteklerini yerine getirirken, hayvanların fizyolojik ya da psikolojik durumlarında herhangi bir değişime yol açmayacaktır. Bu da soruna neden olan durumu değiştirmek yerine üstün körü ortaya çıkan sorunu görünmez hale getirecektir.

Örneklemek gerekirse, bir canavar var, ondan korkuyorsunuz, etrafınız da sizin bu canavardan korkmanız nedeniyle sizin ağlama, bağırma, sinme ve uykudan uyanma davranışlarınzdan şikayetçi, bu davranışların ortadan kalkmasını istiyor. Farklı teknikler kullanarak, canavarı gördüğünüzde, düşündüğünüzde ya da birini canavar zannettiğinizde, ağlıyorsunuz ve biri gelip sizin nefesiniz kesiyor, vuruyor, elektrik veriyor ya da üzerinize su atıyor(bunlardan birini yapıyor), siz artık canavarı gördüğünüzde ağlamayı bağırmayı bırakabilirsiniz, fakat korkunuz geçmeyeceği gibi idrar kaçırabilirsiniz, ne zaman canavar ortaya çıkacak diye endişelenebilirsiniz, canavarı düşününce titreyebilirsiniz, elinizi falan ısırır kendinizi rahatlatmaya çalışırsınız, canavar gelmesin diye içinizden 1000e kadar sayarsınız, etrafınızda dönersiniz vs, etrafınızdakilerin rahatsızlığı ortadan kalkacaktır fakat siz hala canavardan korkuyorsunuz hatta sorunlarınız da arttı…

Burada çözüm canavardan korkunuzu bitirme ya da azaltmaya yönelik duygu ve beyninizdeki algıyı canavardan korkmamaya yönelik değiştirerek, canavar gördüğünüzde bağırmama, ağlamama, sinmeme, uykudan uyanmama vs gibi ortaya çıkan davranışlarınızın ortaya çıkmasını ortadan kaldırmaya yönelik olmalıdır.

Davranış problemi yaşayan bir hayvanın, psikolojik/psikiyatrik sağlığının bozuk olması da kaçınılmazdır. Eğitimle bu sorun aşılamaz.

Eğitim çoğunlukla sahiplerin/bakım sağlayan kişilerin isteklerini öncelik alırken, davranış tedavisinde özne ‘’hayvan’’dır. Öncelik hayvanın psikolojik ve fizyolojik sağlıdır. Çünkü hekimin de öncelikli görevi budur. Bu sağlığı bozacak her türlü girişim hem mesleği etik açısından yanlış hem de hayvan sağlığı açısından kabul edilemez düzeyde yanlıştır.

Bu davranış tedavi yöntemleri fizyoloji, psikoloji,biyokimya, farmakoloji(ilaç bilimi), dahiliye, cerrahi vs gibi hekimlik ve psikoloji konusunda akademik bilgi ile harmanlanarak oluşturulan bilgiler kullanılarak sonuca  ulaştırılır.

Bu davranış tedavisi yöntemleri ancak, hekimlik ve/veya psikoloji alanında akademik eğitim almış kişiler tarafından uygulanabilir(ülkemizde hayvanlara tedavi yetkisi sadece veteriner hekimlere verilmiştir), çünkü hayvan demek duyguları, zihni, düşüncesi, hissi olan canlılardır, onları makine gibi değiştirmeye çalışmak doğru olmaz.

Hayvanların ülkemizde bir malzeme olarak görülüp, değersizleştirilip, profesyonel yardım almalarının önlenmesi ancak hayvanlara bakan kişilerin bilinçlenmesi ve doğru bilgilerle donanması ile olacaktır.

Tüm canlılara sağlıklar dilerim…

 

Veteriner Hekim – Hayvan Davranış Uzmanı

Gökhan DURUKAN

Kedilerde İndoorosis: Ev Yaşamına Bağlı Hastalıklar

 

Kediler 14 bin yıl önce insanlarla yaşama adapte olmak için evcilleştirilmeye başlamışlar. Çoğu bilim insanı tarafından bu evcilleştirme ve evrim hala devam etmektedir.

Çoğu kedi doğal ortamlarında gün içerisinde av yapar, beslenir, dinlenir, uyur, uyanır ve tekrar döngüye başlar.

Evde yaşayan kediler, av yapmadıkları için beslenir, dinlenir, uyur, uyanır, daha az hareket ederler, daha az hareket ettikleri için ve fakat yine de evrimsel olarak beslenme konusunda av yapmıyorum ama yine de besleneceğim gıdalar var neden beslenmeyim diyip gıda alamayacakları duruma tüm canlılardaki yağ depolayarak hazırlandıkları için kilo artışına neden olmaktadır. Bunun çaresi gıdasını kısmak olmamakta, gıdası kısılan kediler stres nedeniyle miyavlama, gerginlik yaşadıkları için aileyi rahatsız edebilmektedir. Ayrıca kedilere öğün şeklinde mama verildiğinde doğal beslenme sayıları azalabileceği için bu da farklı metabolik değişikliklerde yağ depolanması arttırmaktadır. Uzun süre açlık kan glikoz düşüklüğü nedeniyle canlıda yağ depolanmasını arttırır ve kilo artışına sebep olur.

Bu nedenle kediler günde 5-13 arası öğün yaparak doğal yaşamda az yağlı çok daha kaslı bir yapıya bedene sahiptir. Kilo problemini çözmek için kediler öğün kısıtlaması yapılmamalıdır.

Bunun için kedilerimize gıdalarını etkinlikli beslenme oyuncakları ile sunmalıyız. Bunun için Kong Cat Wobbler çok ideal, kedimizin günlük gıda ihtiyacını bu oyuncağın içine doldurarak tüm gün av güdüsünü tatmin edip hahareket ederek beslenmesine hem yavaş yemesine yardımcı olmaktadır.

Bunun haricinde ev içinde çevre zenginleştirilmesi çok önemlidir. Bir kedi için evde olması gereken malzemeler, kedi tuvaleti, su kapları, beslenme kapları – oyuncakları, etkileşimli oyuncaklar, tırmalama tahtası, kedi ağaçları ve kedi için özel alanlar mutlaka bulundurulmalıdır.

Ev kedilerinde hareket azlığı, tuvalet, su, mama kaplarının uygunsuz yerleşimi ile bağlantılı, kilo problemleri ve beslenme davranış bozuklukları, alt idrar yolu hastalıkları, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları, saldırganlıklar, tuvalet bozuklukları, ev üyelerine ya da diğer kedi/köpeklere karşı saldırganlık, aşırı vokalizasyon gibi, ev ortamında hem kediyi rahatsız eden hem de aileyi rahatsız eden durumlar ortaya çıkmaktadır.

Veteriner Hekim Gökhan DURUKAN

 

Kedileriniz İçin Evde Yapabileceğiniz Beslenme Oyuncakları

Kedilerimizin evde av peşinde koşarak beslenmeleri hem kendi başlarına aktivite yapmalarına imkan sağlar, hem de fiziksel ve zihinsel olarak gelişimlerine katkı sağlamaktadır.

Doğal ortamlarında kediler, günde 5-13 defa av etkinliği yaparak uyanık kaldıkları zamanın %60-80’ini av peşinde geçirir, kedilerin gün içindeki döngüsü, avlan, beslen, kendini yalama(grooming), dinlen şeklindedir. Kediler av yaparken vakit geçiriyor, kendi özgüvenleri artıyor, yoruluyor, kan akışları değişiyor, kas ve eklem hareketliliği artıyor, bu da daha sağlıklı bir fizyoloji ve psikolojiye yardımcı oluyor.

Bu nedenlerle evdeki kedilerimize kendi imkanlarımızla avlanma smilasyonları sağlayarak onların bu sağlıklı döngüyü devam ettirmelerine yardımcı olmalıyız.

Avlanma/beslenme smilasyonları evdeki zenginliği arttırarak davranış bozukluklarını önleyecek, var olan davranış sorunlarının çözümüne katkı sağlayacaktır.

Neler yapabilir?

Tic Tac Toe Oyunu:

Bu beslenme oyunu yaptığımızda, kedimiz mama dolu kaplara ulaşmak için, üstündeki kartonları kaldırarak boş ile dolu kapları burnunu ve patilerini kullanarak ulaşmak için vakit harcayacak, hem ince motor hareketlerini kullanma konusunda becerisini geliştirerek, hem zihinsel hem de fiziksel olarak meşgul olacaktır.

Ayrıca hızlı yemek yiyen kedilerin yeme hızını yavaşlatacak, endişe nedeniyle aşırı yeme davranışlarında düşünceyi sorun çözmeye yönelteceği için stresli beslenme davranışını değiştirme konusunda yardımcı olarak obezite sorunlarının çözümünde kullanılmaktadır.

Bu oyuncağı yapmak için ihtiyacımız olan materyaller nelerdir?

  1. Muffin Kek Kalıbı
  2. Karton
  3. Makas
  4. Kuru ve/veya yaş mama

 

Muffin kalıbının boşlukları kadar elimizdeki makası kullanarak kartonumuzdan kareler keserek, muffin kalıplarının üzerine gıdaları saklamak için kapaklar yapıyoruz. Muffin kalıbımızda 12 adet boşluk varsa 12 adet kartonumuz olmalı.

Muffin kalıbının boşluklarından bazılarına kaşık yardımıyla ufak porsiyonlar halinde yaş yada  kuru mamalarımızı koyuyoruz.

Son aşamada tüm boşlukların üzerine kartondan kestiğimiz kapakları yerleştirip, kedimizin ulaşabileceği bir noktaya bırakarak, hem kedimize ekstra bir beslenme noktası yaratıyoruz hem de ona güzel bir oyuncak sunmuş oluyoruz.

2.Ödül Şişesi:

Özellikle yemek peşinde koşan obez kedileri hareketlendirmek için kullanılan bu pet şişe oyuncakları, normal kilodaki sağlıklı kedilerin de hareket ederek beslenerek kilolarını korunmalarına, kalori yakmalarına ve fiziksel aktivite yapmalarına imkan sağlayacaktır. Özellikle kısırlaştırma sonrası ortaya çıkan kilo sorunlarının başlamadan dengelenmesi için ideal bir oyuncaktır.

İhtiyacımız olan materyaller:

1.Pet şişe

2.Maket bıçağı

3.Kuru mama ya da kuru ödül maması

Bir pet şişenin, içindeki suyun tamamını boşaltıp, etrafındaki ambalajlarını sökerek, içindeki ıslaklığın kurumasını ters çevirerek bekleyin.

Şişe kuruduktan sonra, şişeye maket bıçağı yardımıyla kullanacağınız kuru mama ya da kuru ödül mamalarının düşebileceği büyüklüklerde, farklı noktalarda 3-4 adet delik açın, ödül düşmesinin çok az ya da fazla olmayacağı, fakat her harekette ödül düşebileceği şekilde olmasını sağlayın, ilk oyunlarda mutlaka şişeden gıda düşmesi kedimizin hayal kırıklığı yaşamadan vakit geçirmesine imkan sağlayacaktır, içinden hiç ödül düşmeyen bir şişe kedimizi üzer…

Pet şişeye her beslenme zamanı günlük beslenmesinin bir miktarını karşılayacak kadar gıda koymanız gerekir.

Veteriner Hekim&Veteriner Davranış Danışmanı

Gökhan DURUKAN

 

Kalbimdeki Patiler Sitesinde Hayvan Psikolojisi ve Davranış Bozuklukları Söyleşimiz

Arkadaşlıklarımızda, dostluklarımızda, ikili ilişkilerimizde yaşadığımız birçok sorun aslında iletişim bozukluğundan, birbirimizi anlayamamamızdan kaynaklanıyor. Empati yapmadığımız için zaman zaman da birbirimizi dinlemediğimiz için anlaşamıyoruz. Söylediklerimizi, hissettiklerimizi, davranışlarımızı anlamıyoruz… Aynı tüylü dostlarımızda olduğu gibi. Evet, kedi ve köpeklerin davranışlarını, psikolojilerini de anlayamadığımız için zaman zaman sorun yaşıyoruz. Aslında onlara nasıl yaklaşmamız gerektiğini daha net bir şekilde öğrenirsek belki aramızdaki birçok sorun da çözümlenmiş olacak.

Bu yüzden hayvan sahiplerinin öncelikli olarak hayvan davranışları ve psikolojini daha çok dikkate alması gerektiğine inanıyorum. Bunun için sevgili meslektaşım Gökhan Durukan’ın hayvan davranışları, psikolojisi ve eğitimi üzerine bulunduğu çalışmalara ve gözlemlerine değinmek istiyorum.

İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ni bitirdikten sonra mesleğine klinisyen veteriner hekim olarak devam ederken, uzmanlık eğitimini Hayvan Davranışları ve Psikolojisi konusunda Ankara Üniversitesi Fizyoloji ve İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünde multidisipliner bir eğitim alarak sürdüren Gökhan Durukan’a bakın neler sorduk…

Hayvan psikolojisi ve davranışları üzerine olan çalışmalarınla başlayalım…

Bu konudaki ilk çalışmalarım fakültede eğitimime başladığım dönemde özel bir köpek eğitim çiftliğinde köpeklerin dedektör alanında kullanımının dikkatimi çekmesiyle başladı. Bu çiftlikte köpek eğitimi konusunda staj yaparken, aynı zamanda köpek eğitimi sertifikaları aldım. Aynı dönemde AKUT İstanbul Köpekli Arama Birimi’nde gönüllü olarak çalıştım. Buradaki gözlemlerim ve deneyimlerim sonrasında bu alanın akademik olarak dikkate değer olduğunu düşünüp, Türkiye’de bir ilk olacak İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Köpek Psikolojisi ve Eğitimi Kulübü’nün kurucu başkanlığını üstlenerek, bir çoğu ilk olan faaliyetin ve çalışmanın gerçekleştirilmesine kulüp yönetimi ve üyesi arkadaşlarımla birlikte imza attım. Öğrenciliğim dönemimde birçok çalıştay, kongre ve etkinlikle hayvan davranışları, psikolojisi ve eğitimi konusunda yaptığım çalışmaları sözlü ve yazılı olarak sundum.

Şu anda mesleğimi klinisyen hekim olarak devam ettirirken, edindiğim tecrübeleri ve aldığım mesleki eğitimi, hayvan davranışları, psikolojisi ve eğitimi konusundaki akademik bilgilerle harmanlayarak, kliniklerde çokça rastlanan davranış bozuklukları ve psikolojik sorunlarla bana danışan ailelere ve pet hayvanlarının hayatlarını yaşanabilir hale getirmek  için onlara bu konuda profesyonel olarak yardımcı oluyorum. Bununla birlikte şu sırada da faaliyete geçme hazırlıkları devam eden bir köpek davranış ve eğitim okulunun yöneticisiyim. Daha önce de belirttiğim gibi, bu konuda bilgilerimin sürekli güncel olmasının sağlanması ve akademik olarak daha nitelikli çalışmalara imza atmak adına Hayvan Davranışları ve Psikolojileri konusundaki lisansüstü uzmanlık eğitimime devam etmekteyim.

İnsanların hayvanlarına olan yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsun?

Ülkemizdeki insanlar kültürel olarak hayvanlarla iç içe yaşama geleneğine sahip, nadir insanlar hariç birçok insanın hayvanları sevdiğini gözlerinden anlamak zor değil, bu gruba korkanlar da dahil. Hayvanları sevmek için fazla bir bilgiye gerek yok gibi gözükmekte fakat bu sevginin karşılıklı olması için onlara yaklaşım doğru olmalı ki bu da ancak hayvanlar konusunda bilgi sahibi olmaktan geçmekte. Maalesef ülkemizde bu konuda eksiklik var, çok temel konularda dahi insanların kulaktan dolma yanlış bilgilere sahip olduğunu görebiliyorum. Bunun için özellikle elimden geldiğince hayvan seven, besleyen, onları korumaya çalışan insanlara doğru bilginin ulaşması için hem yazılı basında, hem de etkinliklerde hayvanlar konusunda bilgi aktarmaya çalışıyorum. Geri dönüşlerden aldığım tepkilerden çıkartılabilecek sonuç, insanlara doğru bilgi aktarıldığı sürece, bu bilgiyi kullanmak için hevesli oldukları, bu da çok olumlu bir durum ve beni mutlu ediyor.

Kedi ve köpek psikolojisinden bahsedelim biraz da…

Kedi ve köpek psikolojisinin temelleri, psikolojinin bilim olarak kabul edildiği ilk zamanlara yani Pavlov’un o meşhur deneyine kadar uzanıyor, yani insan psikolojisinden eski. Veteriner hekimlik açısından çok önemli bir alan olduğunu düşünüyorum. Kliniğe bir hayvan geldiğinde, ailesi öncelikle köpeğinin mutlu ve sağlıklı olarak işlemlerinin bitirilip eve dönmesini istiyor, sağlık konusunda aşısı yapıldı tamam ama ya psikolojisi? Burada sağlığın bütüncül bir işlem olduğunu kabul etmek gerekli, mutlu olmayan bir canlının sağlığı elbet bozulacaktır. Eskiden modern insanın sorunu stres denirdi, artık şunu demek çok daha doğru modern canlıların sorunu stres. En basit haliyle evdeki kedimiz ve köpeğimiz de modern yaşama adaptasyonun bir getirisi olan strese maruz kalıyor. Bu nedenle ailelerin evdeki dostlarının psikolojilerini sağlığın önemli bir parçası olarak görmesi gerekli.

Psikolojik bozukluk hayvanlarda nasıl şekilleniyor? Hayvan sahipleri bunu nasıl anlayabilir? Ve bu süreç nasıl ilerliyor?

Psikolojik bozuklukların nedenleri her hastalıkta farklılık göstermekle birlikte genel olarak konuşmak gerekirse, medikal bozukluklardan kaynaklananlar ve psikolojik nedenlerden kaynaklananlar olarak ikiye ayırmak mümkün. Üçüncü bir neden ise ikisinin birlikte seyrettiği ve ayrım yapmanın gereksiz olduğu sorunlar. Medikal nedenlerden kaynaklananlar, beslenme yetersizliğine bağlı olanlar, ağrı kaynaklı olanlar, hormonel düzenleme bozukluğuna bağlı olanlar, yanlış ilaç kullanımına bağlı olarak gelişenler, nöromediyatör salınım bozukluğuna bağlı olanlar, anatomik bozukluklardan kaynaklı olanlar, merkezi sinir sistemine baskı yapan tümörlere bağlı olanlar, enfeksiyon kaynaklı olanlar, paraziter enfestasyona bağlı olanlar, iç organ bozukluklarına bağlı olanlar olarak sıralamak mümkündür.

Psikolojik nedenlere bağlı olanlar ise, sosyalizasyon yetersizliğine bağlı olanlar, korku kaynaklı olanlar, agresyon kaynaklı bozukluklar, anksiyete bozuklukları kaynaklı olanlar, yetersiz çevre zenginliği kaynaklı olanlar, travma sonrası oluşan strese bağlı olanlar, hiyerarşi yapı bozukluğu kaynaklı olanlar, yanlış öğrenme kaynaklı bozukluklar, yetersiz egzersiz kaynaklı bozuklar, eğitim eksiklikleri ve sahiplerin yanlış davranmaları sonucu oluşanlar olarak ayırmak mümkün olmakla birlikte her hastanın davranış bozukluğu kendine ayrı bir nedenle de oluşabilmektedir.

Bahsettiğim bu temel bilgilerin ışığında, hayvanlar her ortamda mutlaka kendi türüne özgü davranışlarını özgürce sergilemek istemektedir. Hayvanlar insanlarla birlikte yaşamaya başladıkça, insanın hazırladığı ve kurallarını insanın koyduğu ortamlarda yaşamasıyla birlikte, hayvanın psikolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamasının önemi de artmaktadır. Bu ihtiyaçların karşılanamadığı durumlarda, hayvanlarda stres artmakta, vücutta stres hormonları faaliyete geçmekte, canlı bu süreci en iyi şekilde atlatmak adına kendini rahatlatmak ve korumak için bazı hormonel ve davranışsal düzenlemelere ihtiyaç duymaktadır, fakat bu süreç belirli bir süre sonra devam ettirilememekte ve beyin ve davranış düzeyinde bozulmalar meydana gelmektedir. Bu söylediğimiz insanın istemsizce yaptığı hatalardan ve eksikliklerden kaynaklanmaktadır. Tabii bir de hayvanlara yönelmiş fiziksel ve psikolojik şiddet eylemleri de olmaktadır, bu durumlarda tablo çok daha şiddetli olmaktadır.

Ailelerin bu sorunları anlaması çok önemli, erken dönemde sorunları fark eden aileler, sorun kronikleşip, tüm hayatı ele geçirmeye başlamadan fark ettiklerinde sorunun çözümü için harcanan emek, zaman ve maddi yük de azalmaktadır, tedavinin başarı yüzdesi artmaktadır, kronikleşen ve tüm hayatı ele geçiren sorunlarda çözüm için harcanan emek, zaman ve maddiyat da artmaktadır.

Çok temel gözlemler danışan aileye hayvanlarının psikolojik ve davranış bozukluğu konusunda bilgi verebilir. Temel olarak bunlar; yeme ve uyku düzeni değişiklikleri, ses ve görüntülere verilen ani tepkiler, pet hayvanımızın beden dilinin stres ve korku yönünde artması, pet hayvanının diğer hayvanlarla ve insanlarla sosyalliğinin bozulması, inleme ve sızlanma gibi sesle ilgili değişiklikler, fazla yalanma ve tımar davranışı, yoğun strese bağlı öğürme, kusma ve mide-bağırsak düzensizlikleri, dışkılama ve idrar yapma düzeninin bozulması, hayvanın uyarılara karşı toleransının azalması gibi gözlemlerin varlığı psikolojik bozuklukların anlaşılması için önemli bulgulardır. Her hayvanda daha önce de belirttiğim gibi kendine has davranışlar da görülebilmektedir.

Tabii bunları bir skala içerisinde değerlendirecek olursak net olmak lazım ki, kesinlikle sıfırdan zirveye çıkması çok nadir olmaktadır. Hayvanlar olumsuz duyguları da olumlu duyguları da hızlı öğrenebilmekte, bağlantıları hızlı kurmaktadır fakat yine de olumsuz koşullara karşı çoğunlukla direnmektedir. Danışan aileler sorunları görmekte, bir şeylerin olumsuz gittiğini algılamaktadır. Fakat profesyonel bir destek almadıkları sürece, yani sorunlar ortaya çıktığı anda müdahale edilmezse, ortam ve şartlar zaten bu sorunun ortaya çıkmasına müsait olduğundan, çoğunlukla bu davranışları ya pekiştirmekte ya da kısa süreli engelleyip sonrasında daha şiddetli olarak sergilenmesine neden olmaktadır.

Psikolojik tedavi süreci hayvanlarda nasıldır ve hayvan sahiplerine düşen görevler nelerdir?

Danışan aile hayvanlarında bir sorun olduğunu görüyor, öncelikle bu geçiştirilmeye çalışılabiliyor, kendi yöntemleriyle sorunu çözebilir miyiz düşüncesiyle bazı denemeler yapılıyor, Dr. Google’dan, belgesel kanallarından, Youtube’dan ve profesyonel olmayan kişilerden yardım alınmaya çalışılıyor. Bu süreçte hem vakit kaybı hem de motivasyon kaybı yaşanarak, danışan aile son çare olarak bana ulaşıyor ya da doğrudan bana ulaşılarak vakit kaybı yaşanmadan ve yüksek motivasyonla tedavi sürecine başlıyoruz. Danışan ailenin de kronik üzgün, stresli ve heyecanlı olmasını da kesinlikle anladığımı ve onlarla çoğunlukla empati yaptığımı belirtmek isterim 🙂

Danışan aile şikayetlerle ulaştığında, ev ortamında ya da klinik ortamında, bunu soruna göre belirliyorum, sorun yaşayan hayvanımızın davranış geçmişini, öyküsünü ve neler yaptığını, olayın şiddetini, sıklığını ve hangi davranış bozuklukları olduğu ayrımını yapmam için öğrenmem gereken bilgileri aldığım davranış muayenesini ve davranış testini uyguluyorum. Yapılan davranış muayenesi sonrasında bazen tek bir sorun, bazen birbiriyle iç içe sorunların varlığını ortaya koyup danışılan hayvanın durumuna göre, hayvana yönelik davranış terapisi, eğitim problemlerinin çözülmesi, ailenin davranışlarının değiştirilmesi için aileye eğitim programı, psikiyatrik ilaç tedavisi, çevre düzenlemesi, egzersiz ve aktivite düzenlemesi gibi çeşitli metotları tek ya da birlikte olarak danışan aileye tedavi için planlıyorum. Çoğunlukta tedavi süreci muayene sonrası ev ortamında sürmektedir. Ev ortamından algılamamız gereken, hayvanın sorunu yaşadığı yer, ev, bahçe, sokak, site içerisi, sorun neredeyse tedavi sürecimizde orada olmalıdır.

Davranış terapisi, köpeğin yanlış-hatalı bildiği davranış yerine doğru ve istenen davranışların hayvana stres yaşatmadan, onun deneyimlemesini sağlayıp, başarmasına yol göstererek yapılan bir tedavi olduğu için, hayvanımız bu süreçte hep olumlu tepkilerle karşı karşıya kalmakta, özgüveni artmakta, başarı hissi yaşamakta, övülmekte ve stres uyaranlarına çok kontrollü olarak maruz kalmakta, terapi oturumları boyunca mutlu olduğu için öğrenmesi ve başarısı da danışan aileler tarafından rahatlıkla gözlemlenmektedir. Bu süreçte hem hayvanımız mutlu hem de danışan ailenin yüzü gülmektedir, tedaviye karşı güveni artmaktadır.

Davranış terapilerinde kısa sürede olumlu yanıt almakla birlikte, tedaviler insanlarda da olduğu gibi davranışın kalıcı olabilmesi için zamana yayılmalıdır ve kontrollü, sistematik ve işin profesyoneli tarafından yapılmalıdır.

Danışan aileler de aktif olarak terapi sürecine katılmaktadır. Bu sayede olumsuz uyaranlarla karşı karşıya kalındığında aile hayvanlarını, önceki deneyimleri sayesinde yanlış bir davranışa maruz bırakmamakta ve doğru davranarak sürecin ve daha sonrasının olumsuz etkilenmemesi için bilinçlendirilmektedir. Çoğunlukla tedavi boyunca danışan aileye terapiler haricinde de süreç hakkında teorik bilgiler verilerek, uygulama+teorik bilgi eşleştirilmesi yapılması, daha bilinçli bir aile olması sürecine destek vermektedir.

Bu süreçte ailelerin üzerine düşen görev, hayvanlarının tedavisi için verilen bilgileri doğru kullanmak, verilen ev uygulamalarının yapılmasını sağlamak ve bu tedavi sürecindeki olumlu değişimden keyif almaktır.

Davranış bozukluklarının şekillenmesinde en büyük etken nedir peki? 

Doğru olduğu düşünülen yanlış bilgiler. Hayvanları yanlış bilgilerle çok yanlış davranışlara zorluyoruz, ülkemizde köpeklerin çok rahatlıkla ifade edebilirim ki kritik dönem dediğimiz sosyalizasyon dönemleri tamamen boş ve kontrolsüz geçiyor, bunun nedeni köpeklerin bilmem kaç aylıktan önce eğitilemeyeceği bilgisi. Oysa biliyoruz ki köpekler doğdukları andan itibaren eğitilebilirler. Ya da köpek havlıyor, köpeğin boynuna şok tasması takılmasını öneriyorlar, köpek yürüyüş yaparken çekiştiriyor, dikenleri iç tarafta olan boğma tasma takılıyor, yürüyüş problemleri ya da havlama problemi depresyona ya da anksiyete evriliyor böylece, aslında çok basit yöntemlerle profesyonelce çözülebilecekken bu sefer hayvanımıza istemeden eziyet ediyoruz.

Bir kedi tüylerini fazlaca yolup yara yapıyor ve fazlaca tımarlanıyor diye, derisine sarımsak-sirke sürülüyor, şimdi kedi neden yalanır bunu bilmeyen biri kediye sirke sürülebileceğini düşünür ama biliyorsak kediye yoğun kokulu bir sıvı sürüldüğünde kedinin kendini çok daha fazla yalayacağını ve strese neden olacağını bilirsek, o sirkeyi kediye sürmeyiz. Bu nedenle kedi ve köpekle yaşamaya karar verildiğinde, aynı bebek sahibi olmak gibi ki bebek kendi türümüz, burada daha zor bir görev var, başka bir türün bir bebeğiyle yaşayacağız, o tür hakkında temel bilgileri doğru kaynaklardan almalıyız, aileler veteriner hekimlerden bilgi talep etmeli. Örneğin köpek-kedi ile yaşama konusunda insanlara danışmanlıklarımız var bunlara katılmalarını bekleriz ki hata yapmasınlar, evlerini, ortamlarını, yaşamlarını doğru düzenleyebilsinler.

Hayvan sahiplerinin petlerine yaklaşım konusunda yaptığı en büyük hata nedir?

Çok net bir soru sorduğun için teşekkür ederim. Hayvan sahiplerinden ziyade insanların çoğunun hayvanlara yaklaşım konusundaki en büyük hatası, antropomorfizimdir yani hayvanları insanlaştırmak. Bu o kadar çok sık yapılan bir hata ki, terim olarak bile literatüre geçmiştir. Davranış bilimi açısından bakıldığında her hayvan türünün kendine has içgüdüleri olabileceği gibi, bununla birlikte türe özgü davranış özellikleri de mevcuttur. İnsanlar onlara insanmışcasına davrandıkları zaman onların tüm zenginliklerini yitiriyoruz. Bu davranışın sonucu olarak da hayvanlarda da kendi davranış özellikleri kısıtlanıp, başka türlü davranmaya zorlandığında, bu zorlanma yeri geliyor fiziksel şiddet, yeri geliyor sosyal mahrumiyet ya da sözlü ceza ile olumsuz pekiştirildiği için, canlı kendi davranışlarını sergileyememekte bu da canlı da strese neden olmaktadır. Stres sonucunda da davranış bozukluğu ve psikolojik rahatsızlıklar olarak nitelendirebileceğimiz sorunlar ortaya çıkmakta bu da canlının hayat kalitesini olumsuz etkilemektedir.

Peki önemli bir soruyla devam edelim… Engelli bir hayvana yaklaşım nasıl olmalıdır? 

Bir canlının tek engeli zihnidir ve aslında hayvanların doğal ortamlarda hayata adaptasyonları insanlara göre çok yüksektir. Bu nedenle onların davranış özellikleri göz önüne alınıp, insanın negatif etkisi etkilemediği sürece, olumlu yaklaşımlarla ve fiziki yapısının zarar görmesini engelleyecek önlemler alınıp, uygun ortam sağlandığında tüm engelleri ortadan kaldırmış oluyoruz.

Engelli hayvanların fiziksel özellikleri göz önüne alınıp, onlara uygun çevre zenginleştirmesi yapılması hem mevcut fiziksel özelliklerini kullanarak güçlendirmesine yardımcı olacak hem de psikolojik olarak gelişimini destekleyecektir. Örneğin, görme yetisini kaybetmiş bir kedinin mamasını, tane tane mama kabına yol yapacak kadar koyarak hem onun koku kabiliyetini geliştirebiliriz hem de oyalanmasına yardımcı oluruz.

Son olarak şunu söylemekte fayda görüyorum, hayvanlardaki davranış problemleri aslında veteriner psikiyatri ve psikoloji özelleşmesi diyebileceğimiz bir alanın öncüsü niteliğindedir. Bu nedenle bu konunun hafife alınmaması gerektiğini söylemek istiyorum. Hepimiz gibi hayvanların da bir hayatı mevcut ve bunu en iyi şekilde yaşamaları gerekir.

Benimle bu konu çerçevesinde bir söyleşi yaptığın için teşekkür ederim. Tek dileğim, davranış sorunları yaşayan ailelerimize ve hayvanlarımıza mutlu bir yaşantının uzak bir hayal olmadığının bilinmesini sağlamaktır.
Kaynak: http://www.kalbimdekipatiler.com/hayvanlarda-davranis-bozuklugu-ve-psikoloji/

Davranış Bozukluklarında İlaç Kurtarıcı mıdır?

Yazıyı okumadan cevap arayanlar için:) Hayvanlarda görülen davranış bozuklukları ya da psikiyatrik hastalıklarda ilaç kullanmak mümkündür.

Yazının bu kısmı da neden mümkündür, gerekli midir, hangi hallerde gereklidir sorusuna cevap arayan okuyucular için.

Kazanılmış, yani dış etkiler(insan ilişkileri, travma, sadist bir olay) ya da organizmanın kendi iç stres nedenleri(yalnız kalma hissi, herhangi bir hastalık) gibi nedenlerle ortaya çıkan durumlarda sentral sinir sistemi(beyin)’de oluşan mediyatörlerdeki değişiklikler gibi durumlarda dahi tek başına davranış terapisi, bu konunun uzmanı tarafından bilimsel metotlarla uygulandığında ilaçsız tedavi mümkündür. İlacı bu kısımda tedaviye dahil edilmesi hekimin vereceği karara göre uygulanmalıdır. İlaç tedaviyi hızlandırabileceği gibi bu konuda yeterli bilgisi olmayan ya da yanlış ilaç seçimi yapan bir hekim tarafından verilen ilaç davranış terapisini olumsuz etkileyebilir. Fakat konunun uzmanı tarafından reçete edilen uygun ilaçlar tedaviyi hızlandırıp, sonuç alma oranını arttırdığı bildirilmektedir.

İlaçların bu durumda etkisi hastayı, terapistle senkronize çalışmaya uygun kılar, bir nevi işbirliğine ikna eder. Fakat hayvanlarla iletişime geçmek insanlardan çok daha kolay olduğu düşünülürse, çünkü hayvanlarda insanlar kadar komplike canlılar değillerdir, ilaçsız tedavilerde de sonuca ulaşmak mümkündür. Bu durumun, biz veteriner hekimlerin avantajı olduğunu düşünürüm her zaman, canlının biyolojisine doğrudan müdahale etmeden, onunla iletişime geçerek, doğru ve yanlışları öğretmek her zaman çok daha kalıcı ve doğru sonuç almamıza imkan tanır. Doğru yapılan davranış terapisi, başlangıçta düzensiz olan nöromediyatörlerin de düzenli bir hale gelmesine yardımcı olacaktır.

Tek başına ilaçla yapılan davranış bozukluğu tedavisini, gemiden düşmüş bir yolcuya can simidi atılmasına benzetiyorum, yolcu çekilmek için hazırdır fakat onu gemiye çekecek biri olmalı, çekerken ne yapması gerektiğini, ne yapmaması gerektiğini gösteren bir kılavuz olmalıdır. Eğer kılavuzu yoksa can simidiyle birlikte seyahatini tamamlar…

Sonuç olarak, davranış teapisi davranış bozukluğunun olmazsa olmazıdır, bununla birlikte gerekli durumlarda psikiyatrik ilaçlar da tedaviye yardımcı olarak eklenebilir.

Veteriner Hekim Gökhan DURUKAN