Köpek Kişiliği ve İnsan-Köpek Etkileşimi

Son dönemlerde en çok popüler olan konulardan biri insan-hayvan etkileşimi, biliyoruz ki hayvanların davranış sorunlarında katkı en fazla insan etkileşiminden kaynaklanmakta, insan etkileşimi haricindeki davranış sorunları tüm popülasyonda %5-10 gibi diğer durumlara göre düşük bir oranda.

Özellikle araştırıcılar insanın duygusal durumunun köpeğe etkisi konusundaki sorulara cevap aramaktalar.

Bu sorulara çoğunlukla insan bakış açısıyla cevap verilmekte, bunun da gerçeği ne kadar yansıttığı tartışılabilir ama hayvanlar sağlık sorunu yaşadıklarında veteriner hekimlerine kendi başlarına ulaşma imkanları yok, insanlar bu durumu hasta ya da değil diye değerlendirerek hekime ulaştıkları için, insanların değerlendirmesi de çok önemli oluyor.

Amerika Michigan State Üniversitesi’nden Chopik’in 2019 Şubat ayında Journal Research in Personality dergisinde yayınladığı çalışmasında Köpeklerin yaş durumu ve insanla ilişkisinin kişiliğe/davranışlara etkisi araştırılmış ve bizim için önemli sonuçları sizlerle paylaşacağım.

  • Genç ve yaşlı köpeklerin korku düzeyleri benzerdir, safkan köpeklerde korku sorununun daha az olduğu belirtilmiştir.
  • Yaş arttıkça, insanlara karşı saldırganlık oranı artmıştır, safkan köpeklerde ve dişi köpeklerde saldırganlık erkeklere göre daha azdır.
  • Yaşlı köpekler gençlere göre diğer köpeklere daha az saldırganlık göstermiştir.
  • Hareketli ve heyecanlı köpeklerde kronik sağlık sorunları olma ihtimali daha fazladır.
  • İnsan saldırganlıkları eğitime duyarlı köpeklerde daha azdır,
  • Duygusal durumları olumsuz olan köpek sahipleri, köpeklerini korkulu, daha fazla hareketli ve eğitime daha az cevap verir olarak değerlendirmiştir.

Bu sonuçlara bakarak korku sorunlarının ve saldırganlık sorunlarının yaşla azalmayacağını vurgulamak gerekiyor, çoğu insan köpekleri yaşlandıkça sorunlarının azalacağını düşünse de çalışmalar bu durumun tam tersini ifade ediyor. Bununla birlikte doğru ve bilimsel metotlarla iyi şartlarda alınmış bir eğitim köpekte saldırganlık oluşmasını önleyebilir. Dişi köpeklerdeki saldırganlık durumunun daha az olması özellikle östrojenin beyin üzerinde olumlu etkisine bağlı olabileceği unutulmamalı ve erkek köpeklerin kastrasyonu ile saldırganlığın azalacağı yanlış düşüncesine kapılınmamasının altını çizmek gerekir.

Gökhan DURUKAN

Uzman Veteriner Hekim (Veteriner Davranış Uzmanı)

Evcil Hayvanlarda Tuvalet İle ilgili Efsane ve Gerçekler

Evde yaşayan hayvanların davranış ya da psikolojik bozukluklarında ortak semptomlardan biri uygunsuz yere idrar ya da dışkı yapmaktır.

Bir çok insan kedisiyle köpeğiyle problem yaşadığında onlara ceza vermek ya da protesto etmek için bu davranışlarınpablo (66) ortaya çıktığını düşünüyor.

Çünkü çoğu görüşmede, kedi-köpek bakan insanlar, beni protesto ediyor, beni cezalandırıyor diye şikayetlerini dile getiriyor.

Doğru bir davranış anamnezi ile, tuvalet sorunun köpekler için hiçbir şekilde doğru öğretilemediği ve bu öğretilememe ile birlikte ciddi istismar yaşandığı görülebilir. İstismardan kastımız, su ya da yemeğin kısıtlanmasından, fiziksel ya da psikolojik şiddete kadar varabilir.

Köpeklere doğru tuvaletin öğretilmesi, doğru tuvalet zemini ve tuvalet tutabilme süresinin uzatılması ve hatta komut ile tuvalet davranışının bağdaştılrılmasına dayandırılmalıdır. Bunları doğru bir şekilde yapmadan köpeğinizin tuvaletini tutamıyor olmasından şikayet edemezsiniz. Bunlara ek olarak köpekler ortalama 5 aylık olana kadar gelişimsel olarak idrarlarını, 3,5 aylık süreye kadar da dışkılarını tutamamaları normaldir.

Kedilerde ise,tuvalet için kumlu eşelenmesi uygun bir alan doğal olarak tuvalet ihtiyacı için uygundur yani, kedinize ev içinde ulaşabileceği, kedi için uygun olan içinde kum bulunan bir alan tuvalet doğru yapılması için uygun olacaktır.

Tuvalet yanlış yapılıyorsa;

Mutlaka öncelikle medikal sebepler araştırılmalı, örneğin, merkezi sinir sistemi hastalıkları, medula spinaliste anomali ya da travmaya bağlı anatomik bozuklukları, idrar kesesi(vesica urineria)’nın otonom çalışmasını sağlayacak kas ve sinir gruplarından anatomik bozukluklar, penis, vagina anatomik bozuklukları, metabolik hastalıklar, tiroid hormon düzensizlikleri, insulin hormon bozuklukları, cushing sendromu vb.

Bazı ilaçların kullanımı da idrar oluşumunu arttırarak tuvalet sorunları oluşturabilir.

Bu durumlardan şüphelenildiğinde, davranış ve psikolojik muayene sonrası, medikal tetkikler gerekebilir.

Protesto ya da ceza neden hatalı veya yanlıştır.

Çünkü idrar kesesinin boşaltılması merkezi sinir sisteminin frontal korteksi ile denetlenmektedir, yani gönderilen sinirsel uyarım hem otonom sinir sistemi ile hem de uygun koşullarda bilinçle meydana gelmektedir.

Frontal korteksin çalışmasının bozulduğu, zihinsel işlevlerin karışıklaştığı durumlarda, ki bu durumlar, anksiyete(kaygı) bozuklukları, stres bozuklukları, korku/fobi ve kronik depresyon hallerinde, köpek zihinsel işlevsizlik(CCD) hastalığında (demans benzeri yaşlılık dönemlerinde oluşan bir hastalık), kedilerde yine yaşlılık dönemlerinde, zihin kontrolünün azaldığı ya da ortadan kalktığı durumlarda tuvalet sorunlarının oluştuğu bilinmektedir.

Duygu durum bozuklukları nedeniyle tuvaletini doğru yer ve zamanda yapamayan bir canlı, ne siz kızdınız diye sizi protesto ediyordur, ne de evden gidiyorsunuz diye cezalandırıyordur.

Tek sorunu yaşadığı duygusal karmaşadır.

İnsanlar bu tuvalet sorununa körükle yaklaşıp, kızıp, bağırıp, fiziksel şiddet uygulayıp yani hayvanın burnunu idrara/dışkıya yaklaştırmaktan fiziksel darp etmeye varacak tüm davranışlarda, onun duygu durumunu daha da sorun yaşatacak karmaşaya ulaştırıyoruz.

Bazı durumlarda da canlılar, algı sorunları yaşayarak, bu davranışların insandan ilgi anlamına geldiğini öğrenebilir, hatalı tuvalet eylemini de insandan ilgi almak için sürdürebilir.

Unutulmamalıdır ki, insanla hayvanın yaşadığı ilk sorunlar tuvaletle başlayıp, perçinlenip, etkileşimleri bozulmaktadır. İstismar vakalarının çoğunluğunun temelinde ilk istismarlar hatalı tuvalet ile başlayarak devam etmektedir.

Doğru bir tuvalet düzeni veya bozulan düzenin yeniden kurulumu için google’dan, forumlardan, komşulardan uzak durup, bu konuda modern ve bilimsel bilgilere doğru kaynak ve veteriner hekimleriniz vasıtasıyla ulaşmaya çalışınız.

Veteriner Hekim(DVM), Veteriner Davranış Uzmanı(MSc)

Gökhan DURUKAN

Davranış Tedavisi ile Eğitim Arasındaki Farklar

Aileler köpek ya da kedilerinde davranışsal herhangi bir sorun gözlemlediklerinde, eğitim ile bu sorunların çözüleceğini düşünürler, insanları daha rahat anlayabileceğiniz için her aşamada insanda olsa ne yapılır bu konuda örnek vererek anlatacağım. Davranışsal bir sorun yaşadığımızda eğitimle çare aramak, saldıran, öfkelenen, sinirlenen, elini kolunu ısıran, bağıran bir insanı, öğretmene ya da antronöre götürmekten farkı yok. Öğretmen bir çok sınavda çok iyi derece yapmış, hayatı boyunca hiç sinirlenmemiş, saldırmamış, çok efendi bir çocuk yetiştirmiş olabilir. Antrenör farklı branşlarda çok başarılı ve efendi, saygılı birey yetiştirmiş olabilir ya da komşumuz çok iyi çocuklara sahip olabilir ve hatta arada başka komşu çocuklarına da bakıyor olabilir fakat sorun yaşayan insanın çözüm noktası klinik psikolog ya da psikiyatristdir.

Eğitimde sadece belirli komutların, davranış kalıplarının ne şartla olursa olsun yapılması istenir, bunun için yarışmalar yapılır, kurslar verilir, sertifikalar dağıtılır, eğitimde başarılardan sonra köpeklerin ya da kedilerin akıbeti konusunda takip, kontrol, bu eğitimle hayvanın psikolojisi etkilenmiş mi bakılmaz. Davranış tedavisinde, davranış belirli fizyolojik ve/veya psikolojik durumların sonucudur. Sonuca müdahale etmek sadece ailelerin isteklerini yerine getirirken, hayvanların fizyolojik ya da psikolojik durumlarında herhangi bir değişime yol açmayacaktır. Bu da soruna neden olan durumu değiştirmek yerine üstün körü ortaya çıkan sorunu görünmez hale getirecektir.

Örneklemek gerekirse, bir canavar var, ondan korkuyorsunuz, etrafınız da sizin bu canavardan korkmanız nedeniyle sizin ağlama, bağırma, sinme ve uykudan uyanma davranışlarınzdan şikayetçi, bu davranışların ortadan kalkmasını istiyor. Farklı teknikler kullanarak, canavarı gördüğünüzde, düşündüğünüzde ya da birini canavar zannettiğinizde, ağlıyorsunuz ve biri gelip sizin nefesiniz kesiyor, vuruyor, elektrik veriyor ya da üzerinize su atıyor(bunlardan birini yapıyor), siz artık canavarı gördüğünüzde ağlamayı bağırmayı bırakabilirsiniz, fakat korkunuz geçmeyeceği gibi idrar kaçırabilirsiniz, ne zaman canavar ortaya çıkacak diye endişelenebilirsiniz, canavarı düşününce titreyebilirsiniz, elinizi falan ısırır kendinizi rahatlatmaya çalışırsınız, canavar gelmesin diye içinizden 1000e kadar sayarsınız, etrafınızda dönersiniz vs, etrafınızdakilerin rahatsızlığı ortadan kalkacaktır fakat siz hala canavardan korkuyorsunuz hatta sorunlarınız da arttı…

Burada çözüm canavardan korkunuzu bitirme ya da azaltmaya yönelik duygu ve beyninizdeki algıyı canavardan korkmamaya yönelik değiştirerek, canavar gördüğünüzde bağırmama, ağlamama, sinmeme, uykudan uyanmama vs gibi ortaya çıkan davranışlarınızın ortaya çıkmasını ortadan kaldırmaya yönelik olmalıdır.

Davranış problemi yaşayan bir hayvanın, psikolojik/psikiyatrik sağlığının bozuk olması da kaçınılmazdır. Eğitimle bu sorun aşılamaz.

Eğitim çoğunlukla sahiplerin/bakım sağlayan kişilerin isteklerini öncelik alırken, davranış tedavisinde özne ‘’hayvan’’dır. Öncelik hayvanın psikolojik ve fizyolojik sağlıdır. Çünkü hekimin de öncelikli görevi budur. Bu sağlığı bozacak her türlü girişim hem mesleği etik açısından yanlış hem de hayvan sağlığı açısından kabul edilemez düzeyde yanlıştır.

Bu davranış tedavi yöntemleri fizyoloji, psikoloji,biyokimya, farmakoloji(ilaç bilimi), dahiliye, cerrahi vs gibi hekimlik ve psikoloji konusunda akademik bilgi ile harmanlanarak oluşturulan bilgiler kullanılarak sonuca  ulaştırılır.

Bu davranış tedavisi yöntemleri ancak, hekimlik ve/veya psikoloji alanında akademik eğitim almış kişiler tarafından uygulanabilir(ülkemizde hayvanlara tedavi yetkisi sadece veteriner hekimlere verilmiştir), çünkü hayvan demek duyguları, zihni, düşüncesi, hissi olan canlılardır, onları makine gibi değiştirmeye çalışmak doğru olmaz.

Hayvanların ülkemizde bir malzeme olarak görülüp, değersizleştirilip, profesyonel yardım almalarının önlenmesi ancak hayvanlara bakan kişilerin bilinçlenmesi ve doğru bilgilerle donanması ile olacaktır.

Tüm canlılara sağlıklar dilerim…

 

Veteriner Hekim – Hayvan Davranış Uzmanı

Gökhan DURUKAN