Evcil Hayvanlarda Tuvalet İle ilgili Efsane ve Gerçekler

Evde yaşayan hayvanların davranış ya da psikolojik bozukluklarında ortak semptomlardan biri uygunsuz yere idrar ya da dışkı yapmaktır.

Bir çok insan kedisiyle köpeğiyle problem yaşadığında onlara ceza vermek ya da protesto etmek için bu davranışlarınpablo (66) ortaya çıktığını düşünüyor.

Çünkü çoğu görüşmede, kedi-köpek bakan insanlar, beni protesto ediyor, beni cezalandırıyor diye şikayetlerini dile getiriyor.

Doğru bir davranış anamnezi ile, tuvalet sorunun köpekler için hiçbir şekilde doğru öğretilemediği ve bu öğretilememe ile birlikte ciddi istismar yaşandığı görülebilir. İstismardan kastımız, su ya da yemeğin kısıtlanmasından, fiziksel ya da psikolojik şiddete kadar varabilir.

Köpeklere doğru tuvaletin öğretilmesi, doğru tuvalet zemini ve tuvalet tutabilme süresinin uzatılması ve hatta komut ile tuvalet davranışının bağdaştılrılmasına dayandırılmalıdır. Bunları doğru bir şekilde yapmadan köpeğinizin tuvaletini tutamıyor olmasından şikayet edemezsiniz. Bunlara ek olarak köpekler ortalama 5 aylık olana kadar gelişimsel olarak idrarlarını, 3,5 aylık süreye kadar da dışkılarını tutamamaları normaldir.

Kedilerde ise,tuvalet için kumlu eşelenmesi uygun bir alan doğal olarak tuvalet ihtiyacı için uygundur yani, kedinize ev içinde ulaşabileceği, kedi için uygun olan içinde kum bulunan bir alan tuvalet doğru yapılması için uygun olacaktır.

Tuvalet yanlış yapılıyorsa;

Mutlaka öncelikle medikal sebepler araştırılmalı, örneğin, merkezi sinir sistemi hastalıkları, medula spinaliste anomali ya da travmaya bağlı anatomik bozuklukları, idrar kesesi(vesica urineria)’nın otonom çalışmasını sağlayacak kas ve sinir gruplarından anatomik bozukluklar, penis, vagina anatomik bozuklukları, metabolik hastalıklar, tiroid hormon düzensizlikleri, insulin hormon bozuklukları, cushing sendromu vb.

Bazı ilaçların kullanımı da idrar oluşumunu arttırarak tuvalet sorunları oluşturabilir.

Bu durumlardan şüphelenildiğinde, davranış ve psikolojik muayene sonrası, medikal tetkikler gerekebilir.

Protesto ya da ceza neden hatalı veya yanlıştır.

Çünkü idrar kesesinin boşaltılması merkezi sinir sisteminin frontal korteksi ile denetlenmektedir, yani gönderilen sinirsel uyarım hem otonom sinir sistemi ile hem de uygun koşullarda bilinçle meydana gelmektedir.

Frontal korteksin çalışmasının bozulduğu, zihinsel işlevlerin karışıklaştığı durumlarda, ki bu durumlar, anksiyete(kaygı) bozuklukları, stres bozuklukları, korku/fobi ve kronik depresyon hallerinde, köpek zihinsel işlevsizlik(CCD) hastalığında (demans benzeri yaşlılık dönemlerinde oluşan bir hastalık), kedilerde yine yaşlılık dönemlerinde, zihin kontrolünün azaldığı ya da ortadan kalktığı durumlarda tuvalet sorunlarının oluştuğu bilinmektedir.

Duygu durum bozuklukları nedeniyle tuvaletini doğru yer ve zamanda yapamayan bir canlı, ne siz kızdınız diye sizi protesto ediyordur, ne de evden gidiyorsunuz diye cezalandırıyordur.

Tek sorunu yaşadığı duygusal karmaşadır.

İnsanlar bu tuvalet sorununa körükle yaklaşıp, kızıp, bağırıp, fiziksel şiddet uygulayıp yani hayvanın burnunu idrara/dışkıya yaklaştırmaktan fiziksel darp etmeye varacak tüm davranışlarda, onun duygu durumunu daha da sorun yaşatacak karmaşaya ulaştırıyoruz.

Bazı durumlarda da canlılar, algı sorunları yaşayarak, bu davranışların insandan ilgi anlamına geldiğini öğrenebilir, hatalı tuvalet eylemini de insandan ilgi almak için sürdürebilir.

Unutulmamalıdır ki, insanla hayvanın yaşadığı ilk sorunlar tuvaletle başlayıp, perçinlenip, etkileşimleri bozulmaktadır. İstismar vakalarının çoğunluğunun temelinde ilk istismarlar hatalı tuvalet ile başlayarak devam etmektedir.

Doğru bir tuvalet düzeni veya bozulan düzenin yeniden kurulumu için google’dan, forumlardan, komşulardan uzak durup, bu konuda modern ve bilimsel bilgilere doğru kaynak ve veteriner hekimleriniz vasıtasıyla ulaşmaya çalışınız.

Veteriner Hekim(DVM), Veteriner Davranış Uzmanı(MSc)

Gökhan DURUKAN

Davranış Sorunu Yaşayan Köpekler Erken Ölüyor!

İngiliz araştırmacı Boyd ve arkadaşlarının 2018 yılında Animal Welfare akademik dergisinde yer alan çalışmalarına göre, davranış sorunu yaşayan köpeklerin erken öldükleri belirtildi.

Davranış bozuklukları ve bu bozuklukların profesyonel olmayan kişilerce çözüm

shutterstock_91175882

yöntemleri nedeniyle köpeklerin refah ve psikolojileri bozulmaktadır. Özellikle kaygı(anksiyete), korku-fobi gibi duygu durum bozukluklarında ve köpeğin doğal davranışlarının bilinmemesi nedeniyle doğal davranışlarının kontrolünde

aversif(kaçındırıcı) ceza yöntemlerinin kullanılması, köpeklerde bu davranışları ortaya çıkartan motivasyonları, yani nedenleri üzerinde durumu daha da kötüleştirici etkiye neden olmakta ve böylece köpeklerin sorunlarını arttırmaktadır. Artan sorunlar neticesinde çoğu köpek terk edilmekte ya da çözümsüz kalınarak ötenazi uygulanmaktadır.

Araştırmada 3 yaş altı köpeklerde davranış bozukluğu ile oluşan ölüm oranları diğerlerinden %33 daha fazladır.

Davranış sorunları nedeniyle ölen köpeklerde, ev değiştirme oranı %12 yani 10 köpekten biri düzelir umuduyla yeni bir eve gönderilmişti.

Ölüm oranları en çok saldırganlık %54 ve kontrolsüzlük nedeniyle oluşan trafik kazaları %39.(1)

Araştırmaya ek olarak, yoğun stres, kaygı ve korku problemleri sadece davranışları etkilememektedir. Bu duyguların ortaya çıkmasında fizyolojik değişiklikler de önemli rol oynamaktadır.

Stres-kaygı bozukluklarında ve depresyonda, yüksek kortizol ve adre

nalin salınımı nedeniyle, kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet(şeker hastalığı), köpek zihinsel işlevsizlik(köpek demansı), böbrek işlev bozuklukları, mide-bağırsak hastalıkları(ülser, kolit), alerji sorunları, solunum yolu ve immun sistem(bağışık) sorunlarına bağlı infeksiyöz hastalıklara bağlı kronik hastalıklar ve ölüm riski artmaktadır.(2)

Kaynak:

1-Boyd ve ark. (2018), Mortality resulting from undesirable behaviours in dogs aged under three years attending primary-care veterinary practices in England, Animal Welfare, Volume 27, Number 3, 1 August 2018, pp. 251-262(12)

2-Durukan (2018), İnsan-Köpek Etkileşimi: Evcilleştirme, Sosyal Yapı, Zihin ve Davranış Bozuklukları, Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Ensitüsü,

Davranış Tedavisi ile Eğitim Arasındaki Farklar

Aileler köpek ya da kedilerinde davranışsal herhangi bir sorun gözlemlediklerinde, eğitim ile bu sorunların çözüleceğini düşünürler, insanları daha rahat anlayabileceğiniz için her aşamada insanda olsa ne yapılır bu konuda örnek vererek anlatacağım. Davranışsal bir sorun yaşadığımızda eğitimle çare aramak, saldıran, öfkelenen, sinirlenen, elini kolunu ısıran, bağıran bir insanı, öğretmene ya da antronöre götürmekten farkı yok. Öğretmen bir çok sınavda çok iyi derece yapmış, hayatı boyunca hiç sinirlenmemiş, saldırmamış, çok efendi bir çocuk yetiştirmiş olabilir. Antrenör farklı branşlarda çok başarılı ve efendi, saygılı birey yetiştirmiş olabilir ya da komşumuz çok iyi çocuklara sahip olabilir ve hatta arada başka komşu çocuklarına da bakıyor olabilir fakat sorun yaşayan insanın çözüm noktası klinik psikolog ya da psikiyatristdir.

Eğitimde sadece belirli komutların, davranış kalıplarının ne şartla olursa olsun yapılması istenir, bunun için yarışmalar yapılır, kurslar verilir, sertifikalar dağıtılır, eğitimde başarılardan sonra köpeklerin ya da kedilerin akıbeti konusunda takip, kontrol, bu eğitimle hayvanın psikolojisi etkilenmiş mi bakılmaz. Davranış tedavisinde, davranış belirli fizyolojik ve/veya psikolojik durumların sonucudur. Sonuca müdahale etmek sadece ailelerin isteklerini yerine getirirken, hayvanların fizyolojik ya da psikolojik durumlarında herhangi bir değişime yol açmayacaktır. Bu da soruna neden olan durumu değiştirmek yerine üstün körü ortaya çıkan sorunu görünmez hale getirecektir.

Örneklemek gerekirse, bir canavar var, ondan korkuyorsunuz, etrafınız da sizin bu canavardan korkmanız nedeniyle sizin ağlama, bağırma, sinme ve uykudan uyanma davranışlarınzdan şikayetçi, bu davranışların ortadan kalkmasını istiyor. Farklı teknikler kullanarak, canavarı gördüğünüzde, düşündüğünüzde ya da birini canavar zannettiğinizde, ağlıyorsunuz ve biri gelip sizin nefesiniz kesiyor, vuruyor, elektrik veriyor ya da üzerinize su atıyor(bunlardan birini yapıyor), siz artık canavarı gördüğünüzde ağlamayı bağırmayı bırakabilirsiniz, fakat korkunuz geçmeyeceği gibi idrar kaçırabilirsiniz, ne zaman canavar ortaya çıkacak diye endişelenebilirsiniz, canavarı düşününce titreyebilirsiniz, elinizi falan ısırır kendinizi rahatlatmaya çalışırsınız, canavar gelmesin diye içinizden 1000e kadar sayarsınız, etrafınızda dönersiniz vs, etrafınızdakilerin rahatsızlığı ortadan kalkacaktır fakat siz hala canavardan korkuyorsunuz hatta sorunlarınız da arttı…

Burada çözüm canavardan korkunuzu bitirme ya da azaltmaya yönelik duygu ve beyninizdeki algıyı canavardan korkmamaya yönelik değiştirerek, canavar gördüğünüzde bağırmama, ağlamama, sinmeme, uykudan uyanmama vs gibi ortaya çıkan davranışlarınızın ortaya çıkmasını ortadan kaldırmaya yönelik olmalıdır.

Davranış problemi yaşayan bir hayvanın, psikolojik/psikiyatrik sağlığının bozuk olması da kaçınılmazdır. Eğitimle bu sorun aşılamaz.

Eğitim çoğunlukla sahiplerin/bakım sağlayan kişilerin isteklerini öncelik alırken, davranış tedavisinde özne ‘’hayvan’’dır. Öncelik hayvanın psikolojik ve fizyolojik sağlıdır. Çünkü hekimin de öncelikli görevi budur. Bu sağlığı bozacak her türlü girişim hem mesleği etik açısından yanlış hem de hayvan sağlığı açısından kabul edilemez düzeyde yanlıştır.

Bu davranış tedavi yöntemleri fizyoloji, psikoloji,biyokimya, farmakoloji(ilaç bilimi), dahiliye, cerrahi vs gibi hekimlik ve psikoloji konusunda akademik bilgi ile harmanlanarak oluşturulan bilgiler kullanılarak sonuca  ulaştırılır.

Bu davranış tedavisi yöntemleri ancak, hekimlik ve/veya psikoloji alanında akademik eğitim almış kişiler tarafından uygulanabilir(ülkemizde hayvanlara tedavi yetkisi sadece veteriner hekimlere verilmiştir), çünkü hayvan demek duyguları, zihni, düşüncesi, hissi olan canlılardır, onları makine gibi değiştirmeye çalışmak doğru olmaz.

Hayvanların ülkemizde bir malzeme olarak görülüp, değersizleştirilip, profesyonel yardım almalarının önlenmesi ancak hayvanlara bakan kişilerin bilinçlenmesi ve doğru bilgilerle donanması ile olacaktır.

Tüm canlılara sağlıklar dilerim…

 

Veteriner Hekim – Hayvan Davranış Uzmanı

Gökhan DURUKAN

Sokak Köpeklerinin Davranışı ve Kontrolü Eğitim Semineri

İzmir Büyükşehir Belediyesi Veteriner Hizmetleri Müdürlüğü kapsamında yapılan seminerimizde, sokak köpeklerininIMG_1148 tanımak, köpeklerin iletişim dilini ve beden dillerini öğrenmeyi sağlamak, sokak köpekleriyle iletişim temelleri konusunda bilgi sahibi olmak, köpek ısırıklarının önlenmesi için neler yapılması gerektiğini bilmek, köpeklerin sürü ve bireysel olarak davranışlarının görmek ve bu davranışlarının ne anlama geldiğini anlamlandırmak, sokak köpeklerinin sahada kontrolünü sağlamak ve tüm bu konuların uygulamada nasıl kullanılacağını ve en önem verdiğim hususlardan biri olan insancıl yakalama çalışmaları hakkında neler yapılabilir örneklerini tüm ilçe ve büyükşehir veteriner hizmetleri çalışanları olan veteriner hekimler, yakalayıcı ve bakıcı arkadaşlara anlatmaktan büyük keyif aldım.

2 gün boyunca toplam 94 katılımcı arkadaşlarımızla sokak köpekleri davranışları hakkında bilgi alışverişinde bulunduk.Gündüz teorik eğitimlerimiz sunum eşliğinde yapıldı sonrasında ise uygulama alanında sokak köpeklerinin beden dili, iletişim davranışları gibi sahada uygulama pratiğinde, veteriner hizmetleri çalışanlarına katkı sağlayacağını düşündüğümüz uygulamalar eşliğinde iki günümüzü dolu dolu eğitimler tamamladık.

Seminerimizin düzenlenmesinde ve sokak köpekleri popülasyonunun insancıl yönetimi için emek harcayan İzmir Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Veteriner Hekim Dr.Hande Özyoğurtçu Gültekin’e ve tüm katılımcılara teşekkür ederim.

Eğitim konu başlıkları için tıklayınız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

 

Türk Çoban Köpeği Kangalın Davranış Özelliklerine Genel Bir Bakış

1988 yılında 331 numara ile FCI’a kaydı yapılan Kangal köpeğinin davranışı ile ilgili
standartlar federasyon tarafından; agresyonsuz, cesur, kararlı,sadık, bağımsız, çok zeki,
gururlu ve kendinden emin, sahibine itaatkar ve sadık, yabancılara karşı kuşkuyla yakalaşan bir ırk olarak belirlenmiştir.
1995 yılında AKC (American Kennel Club)’e kaydı yapılan ve 1998’de görev köpeği –
sürü koruma köpeği- sınıfına alınmış olan kangal köpeğinin davranış özellikleri AKC tarafından şu şekilde belirlenmiştir: Dikkatli ve zeki, sakin, sadık, itaatkar, iç güdüsel olarak koruyucu, yüksek oranda teritoryal, cesur ve adaptasyon kabiliyeti yüksek.
Yaklaşık 40 yıldır Kangallar üzerine çalışan KDCA (Amerikan Kangal Kulübü) üyesi D.D.
Nelson, kangal köpeğinin özellikleirnin tipik sürü koruma köpeği özelliklerini kapsayan yerli yersiz agresyondan sergilemeksizin cesur, kararlı, bağımsız, dayanıklı, sakin, sadık, uyanık, kolay eğitilebilir olarak ortaya koymuştur.

Makalenin devamı için lütfen tıklayınız.

Köpeklerde Seksüel Davranışlar ve Veteriner Hekimlikteki Önemi

 

Giriş

Bu derlemede dişi ve erkek köpeklerin nesillerini devam ettirmek amacıyla güdülendikleri seksüel davranışların kökeni ve oluşum mekanizmaları ve Veteriner Hekimlik yönünden önemini ortaya koymak amaçlanmıştır. Köpeklerin seksüel davranışlarının bilinmesi Veteriner Hekimlikte, sosyal, ekonomik ve halk sağlığının yanı sıra Veteriner kliniklerinde hasta sahiplerinin yönlendirilmesi, köpeklerdeki davranışların anlamlandırılması, davranış bozukluklarının önlenmesinde ve köpek popülasyonunun kontrolünde Hekime yardımcı olur.

Makalenin devamı için lütfen tıklayınız.

 

Neden Hayvan Psikolojisi Önemli?

Animal-Psychologist-300x200Veteriner hekimler olarak, diğer hekimlerden bazen avantajımız bazen dezavantajımız olarak uygulamada uzmanlık eğitiminin olmaması ve tek alanda hasta bakılmamasıdır. Yani bir veteriner hekim uzmanlığı deri hastalıkları ise sadece deri hastalıklarına bakar diye bir kural yoktur, çok az da olsa sadece uzmanlık alanı dışında hasta bakmayan idealist meslektaşlarımız yok değil, fakat tıp eğitimi ve uygulamasında bu kural geçerlidir. Burada belirli bir sistem üzerinde uzmanlaşmış hekimlerin olması o hastalıklara ait nedenlerin ortaya daha hızlı ve net bir şekilde konmasına ve bu sayede tedavinin daha başarılı olmasına imkan sağlamaktadır. Fakat bu durum komplike hastalıkların çözülmesinde başarı şansını azaltmakta olduğu düşünüyorum.

Biz veteriner hekimler olarak hastaya deri, solunum yolları vs gibi sistemsel olarak değil hasta olarak tümden bakmak zorundayız çünkü aldığımız eğitim bizi bu şekilde bir bakış açısına yönlendirmekte ve şu an için ülkemizin hayvan sağlığı anlayışı da bu durumu destekler niteliktedir.

Öğrencilik yıllarımın başından bu yana psikolojinin canlı organizmaya etkisi ilgimi cezbetmekteydi, şanslıyım ki uzun uğraşlarım sonucu bu konuda eğitim almaya fırsat buldum.

Hayvanların çevreden etkilenme düzeyleri, insanlara göre çok daha azdır, daha çok içsel mekanizmaları ile hayatlarını sürdürürler.

Eğer ki bir hayvanın psikolojisi olumsuz yönde bozulmuşsa, gerçekten ortada kötü bir durum vardır.

Çevremizden, stres nedeniyle, kalp krizi geçiren, kanser olan, böbrek hastalıkları geçiren insanlar olduğunu duymuşsunuzdur, bir de şu yönden bakın, çevreden bu kadar az etkilenmesine rağmen bir hayvancağız strese girdiyse gerçekten çok direnmiş çok çabalamıştır ama ruhsal durumu bu stresle başa çıkamayıp psikolojisi bozulmuştur, peki sadece sergilediği davranışlar ve psikolojisi mi bozulur hayvanların da? Onların da kalpleri, böbrekleri, bağışıklık sistemleri, kanser olabilecek organları var mı?

Evet onların da aynı insanlar gibi psikolojiler, kalpleri, böbrekleri, bağışıklık sistemleri ve kanser olabilecek organları var…

Hayvan psikolojisi önemli mi önemsiz mi bir de siz düşünün…

Veteriner Hekim Gökhan DURUKAN